Ağrı deyip geçmeyin

İnsanlık tarihinde en sık hekime başvurulan sebeplerin başında gelen ağrı, gündelik olaylardan kaynaklanan basit bir formda ortaya çıkabildiği gibi ağır vakaların eşlik ettiği ölümcül tehlikelerin habercisi de olabiliyor.

Ağrı, süresine göre akut ve kronik olarak ikiye ayrılır. Akut ağrı ani ve keskin olarak başlar. Kronik ağrı ise 6 aydan uzun süre devam eden rahatsızlık durumuna denir. Medical Park Fatih Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Yard. Doç. Dr. Emre Ünal akut ağrının uyarı niteliği taşıdığını, kronik ağrınınsa çok daha uzun süre devam ettiğini ve bir hastalık haline geldiğini vurguluyor. Ünal, “Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan çalışmaya göre kronik ağrı, yaklaşık 50 milyon insanın muzdarip olduğu kompleks bir durumdur” diyor.

Sorun ağrıyan yerinizde olmayabilir
Ağrı, vücudun hangi bölgesinin ağrıdığına göre sınıfl andırılır. Başlıca boyun ağrısı, bel ağrısı, sırt ağrısı, baş ve yüz ağrıları, göğüs ağrısı, karın ağrısı, kasık ağrısı, kol ve bacak ağrıları olarak sınıfl andırılabilir. Tabi vücudun belli bir bölgesinin ağrıması, ağrının o bölgeden kaynaklandığını göstermez. Örnek vermek gerekirse, boyun fıtığı ağrısı olan insanlar, yaygın olarak bilinenin aksine boyun ağrısı ile değil kol ağrısı ile hastaneye başvururlar. Ya da yansıyan ağrı olarak tabir edilen iç organ ağrılarına en iyi örnek; kalp problemi olan insanlarda ağrının sıklıkla sol kola yansıması olur. Özetle hangi bölgenin ağrıdığı yol gösterici olsa da her zaman belirleyici olmaz.

Tedavi olmazsa kalıcı hasar riski artar
Ağrı oluşumunun temel sebebi, hasar oluşan dokunun sinir sistemi yoluyla vücuda uyarı vermesidir. Bu hasar dış etken (kaza, stres) veya vücudun kendi yarattığı etken (böbrek taşı, bel fıtığı) sebebiyle ortaya çıkabilir. Nedeni ne olursa olsun, etkene yönelik doğru tedavi uygulanmadıkça kalıcı hasar oluşma riski artar. Akut ağrı genelde kalıcı bir durum olmadığı için daha ziyade kronik ağrı sebeplerinin üzerinde durmak gerekir. Kronik ağrıların tedavisi ilk olarak medikal tedavi yani ilaç tedavisi ile başlar. Belli bir süre sonra tedaviye cevap alınamayan hastalarda ağrı bölgesine göre fi zik tedavi ve rehabilitasyon uygulanabilir. Bu tedaviye de cevap vermeyen durumlarda girişimsel yöntemler uygulanır. 

Girişimsel yöntemler
Girişimsel yöntemlerde kas içi iğne tedavisi gibi basit uygulamalardan, ameliyat gibi komplike yöntemlere kadar geniş bir yelpaze mevcut. Ağrının sebebi, hangi bölgede oluştuğu, hangi ilaç tedavisine ne kadar cevap verdiği, hastanın muayenesi gibi birçok parametre değerlendirilerek hasta için en uygun yöntem seçilir. Ameliyat dışında en sık uygulanan girişimsel yöntemler şu şekilde sıralanabilir: Tetik nokta enjeksiyonu, epidural enjeksiyonlar, eklem içi enjeksiyonlar, sinir blokları, bel fıtığında disk içi girişimler, ağrı pompası uygulaması.

Hasta aynı gün taburcu ediliyor
Girişimsel işlemlerin pek çoğu ameliyathanede, steril şartlar altında lokal anestezi ve sedasyon altında yapılır. Yani işlem yapılmadan önce girişim yeri uyuşturulur. Eş zamanlı olarak anestezi uzmanı tarafından sakinleştirici ilaç verilir. İşlem sonrası girişim yerinde bir miktar ağrı olabilir, bunu önlemek için hasta taburcu olurken gerekli ilaçlar doktoru tarafından reçete edilir. Hasta aynı gün taburcu edilir.

Ağrı kesici tedavi yöntemi değil
Tedavi sürecinde öncelikle ağrının sebebi olan hastalık bulunup tedavi edilir. Sadece ağrı kesici almak bir tedavi yöntemi olmadığı gibi, hastalığın verebileceği hasarı geri dönülmez hale getirebilir. Mesela ameliyat gerektiren bir bel fıtığını sadece ilaçla veya alternatif yollarla tedavi etmeye çalışmak, hastanın kalıcı olarak felç olmasına sebep olabilir.