Karbonhidratlar, yağlar ve proteinler beslenmemizin temelini oluşturan üç büyük besin grubudur. Glukoz ise karbonhidratların yapı taşıdır. Bu kelime Yunanca tatlı anlamına gelmektedir ve vücudumuzun temel enerji kaynağıdır. Başta üzüm olmak üzere meyvelerde yüksek oranda bulunur ve halk arasında "üzüm şekeri" olarak bilinir. Fizyolojik faaliyetlerimizin sağlıklı bir şekilde devam edebilmesi için yeterli miktarda karbonhidrat tüketmemiz gerekir.

Unlu gıdalar, patates, pirinç, kuru yemişler, meyveler yüksek oranda karbonhidrat içerir. Karbonhidrat içeren besinler sindirim kanalından geçerken çeşitli enzimatik faaliyetler sonucu parçalanarak yapı taşları olan glukoza dönüştürülür. Glukoz bağırsaklardan emilerek kana karışır. Bu nedenle "kan şekeri" olarak da adlandırılır. Kanla taşınan glukoz tüm doku ve organlarda enerji kaynağı olarak kullanılır. Ortamda gerekenden fazla miktarda glukoz var ise ihtiyaç halinde kullanılmak üzere daha kompleks karbonhidratlara dönüştürülerek karaciğerde ve kaslarımızda depolanır.

Sağlıklı kişilerde kandaki glukoz miktarı pankeas tarafından salgılanan insulin ve glukagon hormonları sayesinde belirli sınırlar içerisinde tutulur. Besinlerle alınıp kana karışan glukoz, kan şekerinin yükselmesine sebep olur, insulin kandaki glukozun kullanılacağı yer olan hücrelere geçişini organize eder. İnsulin sayesinde kandaki glukoz hücrelere çekilir ve glukozun kanda aşırı miktarda birikmesi engellenmiş olur. Açlık hallerinde ise kan şekeri düşer. Kan şekerinin normal sınırlar dahilinde tutulabilmesi için glukagon hormonu salgılanır. Bu sayede karbonhidratlar glukoza dönüştürülüp depolandıkları yerden salınır ve kana karışır. İnsulin ve glukagon hormonları kandaki glukoz seviyesinin aşırı derede yükselmesini veya düşmesini engelleyerek glukoz seviyesini regüle ederler.

Kan glukozunun belirli sınırlar içerisinde bulunduğu normal seviyeye "normoglisemi",normalden düşük olmasına "hipoglisemi" ve normalden yüksek olmasına "hiperglisemi" denilir. Kan glukoz seviyesinin hangi sınırlar dahilinde olması gerektiği uluslararası diyabet federasyonu (IDF), Amerikan Diyabet Derneği (ADA)  gibi kuruluşların tanı ve tedavi kriterleri esas alınarak belirlenmektedir. 

Uluslararası tanı kriterlerine göre sağlıklı bireylerde açlık kan glukoz değerinin 70-100 mg/ dl, tokluk kan glukoz değerinin ise 140 mg/ dl değerinin altında olması beklenir. Açlık ile kastedilen değer 8 saatlik açlık sonrası, tokluk ile kastedilen ise besin tüketiminden 2 saat sonra ölçülen kanda ölçülen glukoz değeridir. 

Glukoz nasıl ölçülür?

Kan glukoz değeri esasen kanın plazma kısmı kullanılarak gerçekleştirilen bir test ile ölçülür. Hastane koşullarında hastadan belirli miktarda kan alınarak laboratuvara gönderilir, laboratuvarda kanın plazma kısmındaki glukoz değeri hesaplanır ve uluslararası kabul görmüş kriterlerle karşılaştırılarak hekiminiz tarafından yorumlanır. Günümüzde hastane koşulları dışında da kan glukoz değeri takibi yapmak kolaylaşmıştır. Evde parmaktan alınan bir damla kan ile anlık olarak glukoz seviyesini ölçen cihazlar mevcuttur. Bu sayede evinizde açlık ve tokluk glukoz seviyelerinizi kolaylıkla takip edilebilirsiniz. Rutin kontrolleriniz için hastaneye gittiğinizde şeker ölçüm cihazınızı da yanınızda götürüp aynı anda kendi ölçümünüzü yapabilir ve laboratuvar sonuçlarınız ile karşılaştırarak cihazınızın güvenilirliğini test edebilirsiniz.

Her ne kadar evde anlık olarak açlık ve tokluk glukoz seviyesi izlenebilse de hastanede hekiminiz "HbA1c (glikolize hemoglobin) adlı bir parametreye bakarak, hekiminiz son 2-3 ay içerisindeki ortalama kan glukoz seviyenizi, yani uzun dönemde kan glukoz kontrolünüzün ne kadar etkili olduğunu değerlendirebilir. Bu test herhangi bir zamanda yaptırılabilir ve öncesinde açlık gerektirmez. 

Ulusal Diyabet Federasyonu kriterlerine göre HbA1c değerlendirmesi şu şekildedir:

  • Normal: %5,7’nin altında
  • Prediyabet (gizli şeker): % 5.7 ile 6.4 arası
  • Diyabet (şeker hastası): %6.5 veya daha yüksek

HbA1c için normal değer kişinin yaşına, sağlık durumuna ve diyabeti olup olmamasına göre farklılık gösterir. Bu nedenle test sonuçlarınız her zaman uzman hekim tarafından değerlendirilmelidir. Sağlık durumunuza göre hekiminizin önereceği periyotlarla HbA1c yaptırmanız önem taşır. 

Hipoglisemi nedir?

Kan glukoz değerinin normalin altında olmasıdır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi insulin ve glukagon hormonları kan glukozunu belirli değerlerde tuttuğu için sağlıklı bireylerde açlık kan glukozu 75 mg/ dl’nin altına genellikle düşmez.

Hipoglisemi sebepleri nelerdir?

Hipoglisemi uzun süre aç kalma, öğün atlama, çeşitli ilaçlar, aşırı fiziksel aktivite, aşırı yorgunluk, kalp, karaciğer ve böbrek yetmezlikleri, alkol zehirlenmesi, aşırı miktarda insulin üretimine sebep olan pankreas tümörleri gibi pek çok sebebe bağlı olarak oluşabilir. Ancak, acil servislere başvuran hipoglisemi vakalarının %80 kadarının diyabet (şeker hastalığı) kaynaklı olduğu bildirilmiştir. İnsulin başta olmak üzere diyabet ilaçlarının hatalı kullanımı hipoglisemiye sebep olabilir.

Hipoglisemi belirtileri nelerdir ?

  • Açlık hissi, yorgunluk
  • Terleme, titreme
  • Baş dönmesi
  • Endişeli olma, çarpıntı
  • Görme bozukluğu
  • Solgunluk

Hipoglisemi şiddetli seyrettiğinde bilinç kaybı, beyin hasarı ve koma oluşabilir. Tekrar eden hipoglisemiler tehlikelidir ve mutlaka tıbbı yardım alınarak sebepleri belirlenmelidir.

Hiperglisemi nedir?

Hiperglisemi kan glukozunun normalden yüksek olmasıdır. Açlık kan glukozu 100 mg/dl'yi, tokluk kan glukozu ise 140 mg/dl’yi geçtiğinde hiperglisemiden söz edilir. Sıklıkla yetersiz tedavi alan veya tedavi almayan şeker hastalarında gözlenir. Tokluk kan glukozunun 200 mg/dl üzerinde olması şeker hastalığına işaret eder. Kan glukozunun kısa süre içerisinde aşırı derecede yükselmesi ise bilinç kaybına, komaya ve takiben ölüme yol açabilir. Bu nedenle özellikle diyabet hastalarında kan glukozunun düzenli takibi önemlidir. Normal koşullarda idrarda glukoz bulunmaz, kan glukozu aşırı yükselerek eşik değer olan 180 mg/dl' yi aştığında glukoz idrarla atılmaya başlar. Bu durum glikozüri olarak bilinir, kandaki glukozun idrar yoluyla uzaklaştırılması hastada su kaybına da neden olarak tabloyu kötüleştirir.

Hiperglisemi sebepleri nelerdir?

En önemli sebebi diyabet yani şeker hastalığıdır. Yeterli tedavi almayan diyabet hastalarında kan glukozu sürekli yüksek seyreder. Diyabet dışında aşırı derecede strese maruz kalma, steroid grubu ilaçların kullanımı, çeşitli endokrinolojik (hormonal) hastalıklar, böbrek hastalıkları, pankreas kanserleri de hiperglisemiye sebep olabilir.

Hiperglisemi belirtileri nelerdir?

  • Gün içinde ve özellikle gece boyunca sık aralıklarla idrara çıkma 
  • Aşırı susama, çok sık su içme 
  • Sık acıkma
  • Ağız kuruluğu
  • Ağızda aseton benzeri koku 
  • Halsizlik, yorgunluk, uyku hali
  • Açılan yaraların geç iyileşmesi
  • Sebebi belirsiz kilo kaybı
  • Ayaklarda yanma hissi
  • Kuru cilt
  • Bulanık görme
  • Tekrarlayan enfeksiyonlar 

Diyabet insulin hormonunun yeteri kadar üretilememesi veya etkisiz olmasıyla ortaya çıkan, hiperglisemi ile seyreden kronik yani ömür boyu süren bir hastalıktır. Tip I ve Tip II olmak üzere iki türü tanımlanmıştır. Tip I diyabette vücut pankreasın insulin üreten hücreleri olan beta hücrelerini yabancı bir doku gibi algılar ve beta hücrelerini yok eder. Bu nedenle vücutta insulin üretilemez ve kan şekeri kontrolsüzce yükselir. Tedavisinde mutlaka insulin kullanımı gerekmektedir.

Tip II diyabette ise insulin üretimi yetersizdir ve sıklıkla insulin direnci görülür. Bu nedenle hastalık ileri safhalara ulaşmadıkça insulin kullanımı gerekmeyebilir. Tüm dünyada diyabet hastalarının % 90-95 kadarı Tip II diyabet hastasıdır. Ülkemizde Tip II diyabetli hasta sayısı hızla artmaktadır. Uluslararası diyabet federasyonu verilerine göre Türkiye diyabet yaygınlığının en yüksek olduğu ülkedir. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye'de 20-79 yaş aralığındaki diyabet yaygınlığı %14,85' tir. 

Hiperglisemi diyabetin en belirgin semptomlarındandır, yetersiz tedaviye veya ilaçların yanlış kullanımına işaret eder. Kan glukozunun yüksek seyretmesi zaman içerisinde büyük ve küçük damarlarınıza ve sinirlerinize zarar vererek kalp & damar hastalıklarına, inmeye, alt uzuv kaybına, böbrek hasarına, görme kayıplarına ve körlüğe yol açar.

Ülkemizde diyabetli hasta sayısı 10 yılda %100'e yakın bir artış göstermiştir ve her yıl yaklaşık 60.000 kişi kalp krizi ve inme gibi diyabet komplikasyonlarına bağlı olarak hayatını kaybetmektedir. Diyabet ve diyabete bağlı komplikasyonlardan korunmak için kan glukoz seviyenizi düzenli olarak takip ediniz.

14380