satır arası

Hamilelik, pek çok kadının hayalini kurduğu bir süreçtir. Süreç sonrasında sağlıklı bir birey dünyaya getirmek ise tüm anne adaylarının temennisidir. Yaşanan her şey annenin ve bebeğin sağlığını doğrudan etkiler. Bu nedenle anne adaylarının bilinçli olması sürecin sağlıklı bir şekilde atlatılabilmesi için oldukça önemlidir. Hamilelik öncesine göre bireyin hormon seviyesi değişkenlik gösterir ve anne adayı fiziksel veya psikolojik olarak bu hormanal değişimlerden etkilenebilir. Özellikle hamilelik boyunca anne adaylarının mide yanması, idrar problemleri, açlık sorunları ve kilo problemleri gibi bazı sağlık sorunuyla mücadele etmesi gerekir. Bu sağlık sorunlarını en uygun şekilde çözmek için hamilelerin bilmesi gerekenler aşağıdaki şekilde sıralanabilir.

Hamilelikte mide yanması

Mide ekşimesi ile mide yanması hamilelerin en sık karşılaştığı sağlık sorunlarından biridir. Hamilelikle birlikte vücutta meydana gelen hormonal değişimler ve bebeğin mideye baskı yapması bu sorunları tetikler. Özellikle hamileliğin başlamasıyla birlikte salgılanan progesteron hormonu sindirimin yavaşlamasına neden olur. Bu nedenle besin maddelerinin kana karışma hızı yavaşlar ve besinlerin midede kalma süresi artar. Tüm bunlar mide yanması ve mide ekşimesini ortaya çıkarır. Ayrıca hamilelik sürecinde kaslarda zayıflama meydana gelir. Bu zayıflamalar bir kas olan mide kapakçığını da etkiler. Mide kapakçığı tam olarak kapanmadığı için birtakım asitlerin yemek borusuna sızması söz konusu olur. Bu nedenlere bağlı olarak da mide yanması ortaya çıkar. Sağlıklı bireylerde mide yanması genelde gastrit veya reflü gibi hastalıkların sonucunda görülür. Şerbetli tatlılar, çikolata, asitli içecekler, soğan, domates, sarımsak, kızartılarak yapılan yemekler, baharatlı gıdalar, portakal vs. gibi besinler mide yanmasını tetikleyici özelliğe sahiptir. Hamileler de tıpkı reflü ya da gastrit hastaları gibi bu besinlerden uzak durmalıdırlar.

Hamilelikte sık idrara çıkma

Hamilelik sürecinde gerek hormonal değişimlerin etkileri hem de bebeğin mesane üzerinde oluşturduğu baskıya bağlı olarak mesane kapasitesi düşer ve idrar üretimi hızlanır. Bu iki etki sonucunda hamile kadınlarda ilk trimesterden doğuma dek sık idrara çıkma sorunu gözlenebilir. Bu durum normal olarak değerlendirilir. Fakat sık idrara çıkmanın yanı sıra idrar yaparken ağrı hissetme, idrarda bulanıklık, köpüklenme ve kötü koku fark etme, titreme, ateş gibi belirtilerin oluşması halinde idrar yolu enfeksiyonu veya daha farklı sağlık sorunları söz konusu olabilir. Bu nedenle sık idrara çıkma haricinde bu gibi belirtileri de yaşayan anne adaylarının sağlık kuruluşlarına başvurarak gerekli tahlilleri yaptırmasında fayda vardır.

Hamilelikte iştah artışı

Genel olarak hamilelerde iştah artması 3. aydan sonra ortaya çıkar. 6. ayın sonuna kadar da bu durum devam eder. İlk 3 ayda anne adayları mide bulantısından dolayı normalde sevdikleri gıdaları tüketmekten kaçınırlar. Bu 3 aydan sonra ise durum tam tersine döner ve aşırı bir iştah açılması söz konusu olur. Tüm 9 aylık süreç düşünüldüğünde en çok kilo alınan dönem bu döneme denk gelir. Çünkü zorlu geçirilen ilk aylardan sonra anne adayı rahatlar ve daha fazla yemeye başlar. Bebeğin de beslenme ihtiyaçlarının artmasından dolayı daha fazla tüketme eğilimi gösterilir. Ancak kilo artışı doktor kontrolünde olmalıdır ve aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır.

Hamilelikte açlık intoleransı

Hamilelik döneminde glikoz toleransında bozuklukların meydana gelmesi mümkündür. Bu durum sağlıksız veya dengesiz beslenme ile bir araya geldiğinde hamilelerde açlığa karşı bir intolerans gelişebilir. Glisemik indeksi yüksek olan, bir diğer deyişle kan şekerini hızlı şekilde yükselten ve ardından hızlı bir kan şekeri düşüşüne yol açan besinler açlık intoleransını önemli ölçüde tetikler. Tatlı krizleri yaşayan, şeker düşüklüğüne (hipoglisemiye) bağlı ellerde titreme, göz kararması gibi belirtiler yaşayan hamileler öncelikle doktor kontrolünden geçmelidir. Bununla birlikte açlık intoleransı yaşayan anne adayları şekerli gıdalar ve saflaştırılmış tahıllar yerine tam tahıllar, sabze ve meyveler, lif içeriği yüksek olan kuru baklagiller gibi daha sağlıklı karbonhidrat seçeneklerine yönelmelidir.

Hamilelikte geçici ya da kalıcı kan şekeri yükseklikleri

Gebelik öncesindeki süreçte kan şekeri yüksekliği, insülin direnci veya diyabet hastalığı gibi bir sorun yaşamamasına rağmen bazı anne adaylarında şeker yüksekliği görülebilir. Özellikle aşırı kilolularda ve ailesinde diyabet öyküsü bulunan anne adaylarında bu durumla karşılaşma olasılığı daha yüksektir. Annedeki şeker yüksekliğinin kontrol altına alınmaması halinde bebeğin normalden daha iri olması, erken doğum veya zor doğum gibi riskleri de beraberinde getirir. Gebelik sürecinde gelişen şeker yüksekliği, gestasyonel diyabet veya gebelik şekeri olarak adlandırılır. Gestasyonel diyabet doğum sonrasında düzelebileceği gibi özellikle de gereken önlemlere dikkat edilmediğinde tip 2 diyabet hastalığına dönüşerek kalıcı hale gelebilir. Sağlıklı bir hamilelik geçiren bireyde açlık kan şekeri değeri en fazla 90 mg/dl, tokluk kan şekeri değerinin ise en fazla 120 mg/dl olması beklenir. Bu değerlerin üstündeki değerler ise bireyde gestasyonel diyabetin olduğunu işaret eder. Ek olarak hamileliğin 24-28. haftaları arasında yapılan şeker yükleme testi (oral glikoz intoleransı testi) ile tokluk kan şekeri düzeylerine ilişkin bozukluklar ve gizli şeker (pre-diyabet) olarak adlandırılan durum kolaylıkla tespit edilebilir. Bu nedenle şeker yükleme testi hekimin önerdiği zaman diliminde yaptırılmalı, herhangi bir şeker yüksekliğinin tespit edilmesi halinde hekim tarafından verilen önerilere gereken hassasiyet gösterilmelidir.

Hamilelikte gereğinden fazla kilo alma

Hamilelik sürecinde aşerme, bebeğin yeterince gelişemeyeceğinden korkma gibi çeşitli durumlara bağlı olarak aşırı besin tüketimi meydana gelebilir. Gebelik sürecinde olması gereken kilo artışı seviyesinin üzerinde, aşırı kilo alma durumu gerçekleştiğinde anne ve bebeğin sağlığı tehlikeye girebilir. Gereğinden fazla kilo alımı, insülin direncine ve gestasyonel diyabete yakalanma gibi riskleri büyük oranda artırır. Bununla birlikte annede bel ağrısı, obeziteye bağlı kalp ve damar hastalıkları gibi pek çok olumsuzluk da gelişebilir. Bu nedenle hem annenin hem de bebeğin bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatabilmesi adına gebelik süreci boyunca kilo alımı hekim kontrolü altında tutulmalı, yetersiz veya aşırı kilo alımının önüne geçilmelidir.

Hamilelikte anksiyete ve diğer psikolojik sorunlar

Gebelik süresince ortaya çıkabilecek birçok psikolojik problem vardır. Bunun nedeni yaşanmışlık olabileceği gibi değişen hormonal dengeler de olabilir. Özellikle hamilelerin bebeklerini kaybetme korkusu psikolojik sorunların temelinde yer alır. Geçmiş başarısız olan gebelik denemeleri, yaşanan olumsuz tüp bebek tedavileri, düşük ya da ölü doğum hikayesi psikolojik sorunları tetikler. Yalnızca gebelik süreci ile ilgili değil, doğum sonrası süreç ile ilgili de anne adayının kaygılarının olması psikolojik sorunları tetikler. Kaygı her bireyde olması gereken, insanın hayatta kalmasını sağlayan temel duygulardan biridir. Ancak kaygıların çok yüksek olması insan psikolojisini olumsuz olarak etkiler. Hamile bireyler kaygıların artması durumunda anksiyete ile karşı karşıya kalabilirler. Bunun önüne geçilebilmesi için çevrenin desteği oldukça önemlidir. Ancak anne adayının olumsuz düşüncelerden kendisini uzaklaştırma gerekir. Hamilelik süresince vücudunu dinlemesi, panikten uzak yaşaması, gelecekte bebeğiyle ilgili hayaller kurması anne adaylarını rahatlatır. Olumsuz düşüncelerden uzaklaşarak olumlu düşüncelere yönelmek daima anne adayının psikolojik sağlığını destekler.

Hamilelikte aşırı bulantı, kusma

Hamilelik sürecinde en önemli problemlerin başında aşırı bulantı ve kusma gelir. Gebeliğin ilk birkaç haftasında mide bulantısı görülmesi sürecin doğal bir parçasıdır. Günün herhangi bir diliminde bulantılar meydana gelebilir ancak en çok sabahları ortaya çıkar. Bu nedenle dünyada sabah hastalığı olarak da anılır. Her hamilede farklılık göstermekle beraber hafif bulantılar şiddetlenebilir. Bulantıların artması kimi zamanlarda kusmaya da neden olur. Ancak 3. aydan itibaren bulantılar azalır ve zamanla ortadan kalkar. Kimi anne adayları bulantıların ve kusmaların bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkilediğini düşünür. Ancak bu durum hamilelik sürecinin olağan bir sonucudur ve herhangi bir sağlık sorununu işaret etmez. Tam aksine hiç bulantı yaşamayan anne adayları da bebeğinin ve kendisinin sağlığından şüphe edebilir. Bu durum da diğeri gibi normaldir ve herhangi bir endişeye gerek yoktur. Her ne kadar hamilelik sürecinin genel bir çerçevesi olsa da bireysel olarak mutlaka farklılıklar olacaktır. Kusmanın tüm hamilelik sürecine yayılması ve anne adayının kilo kaybetmesi gibi bir sorunun ortaya çıkması halinde muayene olmak gerekir. Çünkü bu durum anne ve bebek sağlığının tehlikede olabileceğine ilişkin bir belirti olabilir.

Hamilelikte hipertansiyon

Hamilelik süresince gestasyonel diyabet gibi gestasyonel hipertansiyon görülme olasılığı da vardır. Bu hipertansiyon sorunu genellikle gebeliğin sonlanması ile ortadan kalkar. Ancak anne ve bebek sağlığı için hamilelik süresince hipertansiyonun önüne geçilmesi oldukça önemlidir. Bu amaçla hekim tarafından verilen önerilere ek olarak düzenli olarak tansiyon ölçümü yapılmasında fayda vardır. Hipertansiyon sorunu yaşayan anne adayı hekiminin önerilerine tükettiği besinlere dikkat ederek hem kendi sağlığını hemde bebeğinin sağlığını koruyabilir. Hamilelikten sonra kendiliğinden geçmeyen hipertansiyonun ise tedavi edilmesi gerekir. Bu nedenle doğum sonrasındaki süreçte bu konuya gereken hassasiyetin gösterilmesi ve muayene olunması oldukça önemlidir.

Hamilelikte idrarda protein kaybı

Normal ve sağlıklı bir hamilelik süresince idrarda bir miktar protein görülmesi olası bir durumdur. Özellikle hamileliğin son haftalarına gelindiğinde böbreklerin geçirgen yapısı arttığından bu durum belirli ölçülere kadar normal olarak değerlendirilir. İdrarda protein kaybı çok yüksek olmadığı sürece düzenli takip yoluyla kontrol altında tutulur ve herhangi bir müdahale gerektirmez. Doğum sonrasında anne adayının genel bir sağlık kontrolünden geçmesi gerekir. Halen idrarda protein kaçağı tespit edilen anne adayları nefroloji uzmanları tarafından değerlendirilmeli ve gerekli tanı yöntemlerine başvurulmalıdır.

Hamilelikte ciltte ödem

Hamilelik boyunca anne adaylarının damarlarında dolaşan kan miktarı yaklaşık olarak yüzde 50 civarında bir artış gösterir. Kan hacminin artmasından dolayı damarlarda da genişleme meydana gelir. Fazla sıvının bir miktarı da dokuların içinde birikir, bu durumdan dolayı ortaya çıkan şişlikler ödem olarak adlandırılır. Hamile kadınlarda bu duruma bağlı olarak ayaklar başta olmak üzere bacaklarda veya vücut genelinde ödem tablosu gelişebilir. Ayrıca hamilelerin su ihtiyacı normal bireylere göre daha fazladır. Alınan bu su pelvik eklemlerin doğuma hazırlanmasına yardımcı olur. Tüketilen suyun bir kısmı da vücutta depolanır ve depolanan bu su da ödem benzeri görünüme ve etkilere neden olabilir. Sağlıklı beslenme, protein gereksinimini karşılama, hafif egzersizler yapma gibi uygulamalarla ödem sorunu büyük ölçüde azaltılabilir.

Hamilelikte preeklampsi ve eklampsi

Gebelik döneminde anne adaylarında hipertansiyon, idrarda aşırı protein kaybı ve aşırı ödem sorunlarının bir araya gelmesiyle gebelik zehirlenmesi olarak adlandırılan preeklampsi ve eklampsi durumları ortaya çıkabilir. Bir diğer deyişle preeklampsi ve eklampsi; hamilelerde hipertansiyon, idrarda protein kaybı ve ödemin bir araya gelmesi sonucunda gelişen sağlık sorunlarıdır. Nadir görülen sorunlar olmasına karşılık anne ve bebeğin yaşamını tehdit edebilecek ciddi problemlerdir, bu nedenle gebelikte bu durumlara yönelik takiplerin yapılması oldukça önemlidir. Preeklampsi teşhisi almış olan anne adaylarında bilinç bulanıklığı veya bilinç kaybının eşlik ettiği nöbetlerin gelişmesi ise eklampsi olarak adlandırılır. Bu durum anne adayının kan akışının düzeninin bozulmasına, dolayısıyla plasenta yoluyla anne kanından beslenmesini sağlayan bebeğin sağlığının etkilenmesine neden olur. Preeklampsinin kontrol altına alınamadığı durumlarda nöbetlere yol açan eklampsinin önlenebilmesi için tek çözüm yolu doğumun gerçekleşmesidir. Bu nedenle riskli durumların meydana gelmesi halinde daha ciddi bir durum olan eklampsinin ortaya çıkmaması için doğum tarihinin öne alınması gerekebilir.

Hamilelik süreci oldukça ciddi ve dikkat edilmesi gereken bir süreçtir. Siz de hamilelik düşünüyorsanız ya da halihazırda hamileyseniz sağlıklı bir gebelik için sağlık kontrollerinizi düzenli olarak yaptırmalısınız. Böylece sağlıklı bir birey dünyaya getirerek mutlu bir yaşam sürebilirsiniz.

satır arası

3936

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.