Hayattan garanti istemek kaygıyı arttırıyor

Özellikle büyük şehirlerde gündelik hayatın bir parçası haline gelen kaygı, ruhsal ve fiziksel etkileriyle hayatı zorlaştırıyor. Toplumun yüzde 30 gibi önemli bir kısmı hayatının bir döneminde mutlaka bir kaygı bozukluğu yaşıyor. Peki, kaygı ne zaman normal olmaktan çıkıp bir bozukluk haline geliyor ve bu durumla baş etmek için ne yapmak gerekiyor?

Medical Park Ankara Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Yusuf İnci, kaygı bozukluğunu şöyle tanımlıyor: “Kötü bir şey olacağı kaygısını duyan, hayattan kendisine ve yakınlarına bir şey olmayacağının garantisini isteyen insanın, bunu sağlayamadığında ortaya çıkan tüm ruhsal ve bedensel belirtileri kaygı bozukluğudur.” Ölüme, yalnızlığa, yabancılaşmaya ve hatta özgürlüğe yazgılı insan; tüm bunların ve yaşam olaylarının (iyi veya kötü olarak yorumlanacağı) etkilerine açık olarak varlığını sürdürüyor. Birey kendisiyle, diğerleriyle ve çevresiyle ilişkide bulunduğunda, huzur hali diye adlandırılan denge halinde bozulmalar yaşayabiliyor. Psikiyatri Uzmanı Dr. Yusuf İnci, bunu şu örnekle açıklıyor: “Evlenirse huzur bulup mutlu olacağını düşünen kişi, evlenmediğinde huzur bulamıyor. Bu durum stres olarak ona dönüyor ve onu mutsuz ediyor. Bu mutsuzluk hali uzadığında çeşitli ruhsal ve bedensel bozukluk belirtileri ortaya çıkıyor. Peki, evlendi huzur buldu stres bitti mi? Tabii ki hayır! Bu kez de evlilikle ilgili sorunlar karşısına çıkıp, bireyin huzurunu bozuyor. İki örnekte de stresten kaçınılamıyor.  O zaman asıl olan stres olmaması değil, stresi yönetebilme becerisidir.”

Ölüm korkusu kaygı bozukluğunun en büyük sebebi
Kaygı bozukluğunun en önemli nedenin “insan” olmak olduğunu belirten İnci, pek çok insanın ölüm korkusu yaşadığına dikkat çekiyor. İnci, kişilerin ölümü yok sayarak kendisi ve sevdikleri için hayattan garanti istediğini belirtiyor. Bu garantiyi alamayan ve hayatını kontrol edemeyen insanların kaygı bozukluğuna yakalanması çok daha muhtemel olarak görülüyor. Kaygı bozukluğunun en önemli nedenleri arasında genetik etkiler yer alıyor. Bu genetik yapı üzerine eklemlenecek ikinci önemli faktör ise aile. Aile tarafından aşırı korunmaya maruz bırakılıp hayatla baş etme gücü zayıfl atılan öz güveni düşük bireyler olarak yetişen kişiler, bu korunma ve destekten mahrum kalınca aşırı bir kaygı duyuyor. Kişinin nerede, hangi ortam ve zamanda olduğu önemli hale geliyor. Ayrıca, çevresel stres veren travmatik olayların, kişinin yaşadığı ortamda bulunması yetişkin bireylerde kaygı bozukluklarını ortaya çıkarabiliyor. 

Kaygı bozukluğunda vücudumuzda ne oluyor?
Hayatı tehdit eden gerçek bir tehlike ya da bireylerin kendi kişiliğine yönelik bir tehlike algısının varlığında ön beyin “savaş” veya “kaç” emrini veriyor. Sonrasında ise stres hormonu olan Cortisol salgılanması artıyor. Orta beyin bölgesi (Limbik Sistem) uyarılıyor ve daha fazla adrenalin salgılanıyor. Buna bağlı olarak sırası ile dolaşım ve solunum sistemi alarm durumuna geçiyor. Kalp hızı (nabız) artıyor. Taşikardi denilen çarpıntı ve solunum hızlanması meydana geliyor. Bu sırada tansiyon da yükseliyor. Bunun nedeni kaslara kan akışını artırmak ve dolayısıyla kasları güçlendirerek “savaş” veya “kaç” eylemine hazır olmak. Vücutta sınırlı hacimde bulunan kanın, kaslara daha fazla sevk edilmesi için diğer organlara damar daralması yoluyla daha az miktarda kan gönderiliyor. En çok gastrointestinal sistemden (Mide Barsak Sistemi) kan azaltılması nedeniyle bulantı, kusma, baş dönmesi, hazımsızlık, refl ü, gastrit vb. belirtiler ortaya çıkıyor. Beyin damarları gerilimi sonucu baş ağrıları, ciltten kan çekilmesi sonucu uyuşma ve his kayıpları algıları ortaya çıkıyor. Bunların sonunda kaslar aşırı gerilip eyleme hazır hale geliyor. Bu durumun kronik olması sonucu kas gerginlikleri yaygın kas ağrılarına dönüşüyor. Özellikle boyun, ense ve sırt kaslarında gerginlik ortaya çıkıyor. Bu gerginlik fi bromiyalji denilen anksiyete ve depresyonun yol açtığı hastalığı tetikliyor.

Yardım arayışı ortaya çıkıyor
Bütün bu belirtiler bireylere sıkıntı verse de aslında birer uyaran niteliğini taşıyor. Ortaya çıkan belirtiler hayatın nasıl yaşandığını, nerelerde hatalı tutum ve davranışlar sergilendiğini, yineleyici davranış modellerinin fark edilmesini sağlıyor. Bu süreçten sonra bireyler yardım arayışına giriyor ve psikiyatrlara başvuruyor. Psikiyatrlar kaygı bozukluğu tedavisinde hem kimyasal yollarla bedensel belirtileri ortaya çıkaran beyin içi etkileşimleri düzeltmeye çalışıyor, hem de mizaç ve davranış kalıpları gibi alanlarda kişilerin kendileri ile yüzleşmelerini sağlayarak farkındalıklarını artırmak için yol arkadaşlığı yapıyorlar.

Farmakolojik tedavi ya da psikoterapi
Farmakolojik yöntemler (ilaçlar) ve psikoterapilerle kaygı bozukluğu tedavi edilebiliyor. Farmakolojik tedavilerde anksiyolitiklerle kaygı düzeyi düşürülüyor. Ayrıca, antidepresanlar, duygu durumu dengeleyiciler ve atipik antipsikotikler de kullanılıyor. Kendi içinde üçe ayrılan psikoterapilerle de problemi ortadan kaldırmak mümkün. Bunlardan ilki “bilişsel davranış tedavileri.” Bu yöntemde, kişinin hissettiği duygu ve düşünceyi fark ettirip alternatif düşünceler üretmesi sağlanıyor ve hissedilen hatalı duygunun düzeltilmesi esasına dayalı bir terapi tekniği uygulanıyor. 
Ayrıca yüzleştirme ve üzerine gitme tekniklerine de başvuruluyor. Gevşeme ve nefes egzersizleri de psikoterapide önemsenen tekniklerden. Gerilen kasların olabildiğince gevşetilmesi ve bu sırada diyafram solunumu yaptırılarak dakikada 10 kez nefes alınması yoluyla dolaşım sisteminin dizginlenmesi hedef alınıyor. Bu kapsamda her türlü meditasyon ve hipnoz teknikleri kullanılabiliyor.

Amaç ve anlam kaygıyı azaltıyor
Kaygı bozukluğu bulunan ya da bulunmayan tüm insanların, kaygıya karşı güçlü duruş sergileyebilmek için öncelikle sınırlı güce sahip olduğunu bilmesi gerekiyor. Ayrıca kişilerin yalnızca gücünün yettiği ve kazanması kendi elinde olan savaşlara girmesi gerekiyor. Psikiyatri Uzmanı Yusuf İnci, konuyla  ilgili şu örneği veriyor: “Sınıfı geçmenin, sınavı kazanmanın yolu mutlaka ders çalışmaktır. Çalışmanıza rağmen kazanamayabilirsiniz ama çalışmalısınız. Kazanması elinizde olmayan sizin dışınızdaki kişi veya faktörlere bağlı sınavlara ve olaylara girmemelisiniz. En önemlisi de kazanması elinizde olan savaşlarla, gücünüzün yetmeyeceği durumların arasındaki farkı anlayacak bir akla sahip olmanız gerekir. Bu sınırı ayırt edebilirsek, gücümüzün yetmediği durumları kabullenmeyi, yettiği durumlarda savaşmayı seçebiliriz. Amacı ve anlamı olan hayatlar kurmak, bize kaygıyla baş etmek için en önemli gücü verecektir.” 

Kaygı bozukluğu panik ataktan farklı
Kaygı bozukluklarını büyükçe bir ev olarak tanımlayacak olursak panik bozukluk bunun bir odası, fobiler başka bir odası, sosyal anksiyete ve yaygın anksiyete bozukluğu ise bu evin diğer odaları olarak düşünülebilir. Kaygı bozukluğu hepsinin genel olarak içinde bulunduğu ana hastalıktır. Panik bozukluğunda ise kişinin ölüm korkusu tetiklenir ve belirtiler akut ve şiddetli bir şekilde seyreder. Kişi ölüyor olma varsayımı ve korkusu ile acil servise başvurur. Yaşanan her bir panik bozukluğu atağı “panik atak” olarak adlandırılır