Meme Kanseri Nedir? Meme Kanseri Belirtileri ve Meme Kanseri Tedavisi

Meme Kanseri Nedir? Neden Olur? Belirtileri Nelerdir?

Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen ve farklı alt tiplere ayrılabilen bir kanser türüdür. Memede ele gelen kitle, meme başı veya ciltte değişiklik, akıntı ya da koltuk altında şişlik gibi belirtilerle ortaya çıkar. Erken tanı, hastalığın evresi ve biyolojik özellikleri doğrultusunda tedavi seçeneklerinin planlanmasında önemli rol oynar.

Güncelleme :
Görüntüleme : 119.249
Medical Park’ı sağlıkta güvenilir kaynağınız olarak seçin
ai Bu İçeriği Yapay Zeka İle Özetle

Meme Kanseri Nedir?

Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. Hastalık çoğunlukla süt kanallarını döşeyen hücrelerden veya süt üreten lobüllerden gelişir.

Kanser hücreleri başlangıçta yalnızca oluştukları bölgede sınırlı kalabilirken, zamanla çevre dokulara ilerleyebilir ve lenf ya da kan yoluyla vücudun farklı bölgelerine yayılabilir.

Meme kanseri tek bir hastalık değildir. Tümörün hangi hücreden geliştiği, çevre dokulara yayılıp yayılmadığı, hormon reseptörlerinin durumu ve HER2 gibi biyolojik özellikleri hastalığın davranışını ve uygulanabilecek tedavileri etkileyebilir. Bu nedenle meme kanseri tanısı konduğunda yalnızca tümörün büyüklüğü değil, biyolojik özellikleri de değerlendirilir.

Meme kanseri kadınlarda daha sık görülmekle birlikte erkeklerde de ortaya çıkabilir. Erken evrede hastalık herhangi bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle kişinin kendi memesindeki değişiklikleri fark etmesi ve yaşına ve risk durumuna uygun tarama programlarına katılması önem taşır. 

Prof. Dr. Selin KAPAN, günümüzde tanı ve tedavisi kolaylaşan kanser türlerinden biri olan meme kanserinde en çok merak edilen 3 soruyu aşağıdaki videoda detaylıca ele alıyor.

 

Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Meme kanserinin belirtileri kişiden kişiye değişebilir ve bazı hastalarda erken dönemde hiçbir belirti görülmeyebilir. Memede fark edilen her değişiklik kanser anlamına gelmez ancak yeni ortaya çıkan veya kalıcı hale gelen değişikliklerin değerlendirilmesi önemlidir.

Meme kanserinde görülebilecek başlıca belirtiler şunlardır:

  • Memede veya koltuk altında ele gelen kitle
  • Meme şeklinde veya büyüklüğünde değişiklik
  • Meme cildinde çekilme veya çukurlaşma
  • Meme cildinde kızarıklık veya kalınlaşma
  • Meme başında içe çekilme
  • Meme başından akıntı
  • Meme başı veya çevresinde kabuklanma
  • Meme veya meme başında ağrı
  • Koltuk altında lenf bezi büyümesi
  • Memede asimetri veya yeni gelişen şekil değişikliği

Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Memede veya Koltuk Altında Ele Gelen Kitle

Memede yeni ortaya çıkan bir kitle, meme kanserinde en sık dikkat çeken belirtilerden biridir. Kitle sert, düzensiz sınırlı veya çevre dokulara daha sabit hissedilebilir. Bununla birlikte meme kanserindeki kitlelerin tamamı aynı özellikte değildir ve yalnızca elle muayene ederek kitlenin iyi veya kötü huylu olduğunu anlamak mümkün değildir.

Meme dokusunda kist, fibroadenom veya hormonal değişikliklere bağlı iyi huylu oluşumlar da kitle şeklinde hissedilebilir. Bu nedenle yeni fark edilen bir kitlenin büyüklüğü, sertliği veya ağrılı olup olmamasına bakılarak kesin yorum yapılmamalıdır.

Koltuk altında ele gelen şişlik veya sertlik de değerlendirilmesi gereken bulgulardandır. Meme dokusundaki kanser hücreleri bazı durumlarda lenf yolları aracılığıyla koltuk altındaki lenf bezlerine ulaşabilir. Ancak enfeksiyonlar ve farklı iltihabi durumlar da lenf bezlerinin büyümesine neden olabilir. Özellikle birkaç hafta içerisinde küçülmeyen veya giderek büyüyen lenf bezleri için değerlendirme yapılması uygun olur.

Meme Şeklinde veya Büyüklüğünde Değişiklik

Memeler doğal olarak birbirinden farklı büyüklükte veya biçimde olabilir. Ancak daha önce olmayan bir şekil değişikliği, memenin belirli bir bölümünde dolgunluk, çekilme veya bir memenin diğerine göre belirgin biçimde büyümesi değerlendirilmelidir.

Tümör dokusu meme içerisindeki bağ ve destek dokularını etkileyerek memenin dış görünümünde değişiklik oluşturabilir. Özellikle tek taraflı ve zaman içerisinde belirginleşen şekil değişiklikleri dikkat çekici olabilir.

Adet döngüsü, gebelik, emzirme ve hormonal değişiklikler de meme büyüklüğünde geçici değişikliklere neden olabilir. Bu nedenle değişikliğin ne kadar süredir bulunduğu ve beraberinde kitle, meme başı değişikliği veya cilt bulgularının olup olmadığı önem taşır.

Meme Cildinde Çekilme veya Çukurlaşma

Meme cildinin bir bölgesinde yeni gelişen çukurlaşma veya içeri doğru çekilme meme dokusunun altında meydana gelen değişikliklerle ilişkili olabilir. Özellikle kolların kaldırılması veya vücudun farklı pozisyonlarında bu çekilmeler daha belirgin hale gelebilir.

Bazı tümörler çevresindeki bağ dokusunu etkileyerek cildin alttaki yapılara doğru çekilmesine neden olabilir. Bunun sonucunda küçük çukurlar, düzensiz yüzey veya lokal çekinti oluşabilir.

Meme cildinde ortaya çıkan her çukurlaşma kanser anlamına gelmez. Geçirilmiş cerrahi işlemler, travmalar veya farklı meme hastalıkları da benzer görüntüler oluşturabilir. Ancak yeni gelişen ve kalıcı olan cilt çekilmelerinin değerlendirilmesi önemlidir.

Meme Cildinde Kızarıklık veya Kalınlaşma

Memede kızarıklık çoğunlukla enfeksiyon veya cilt hastalıkları gibi iyi huylu nedenlerle ortaya çıkar. Bununla birlikte özellikle geçmeyen, yaygınlaşan veya belirgin şişlikle birlikte seyreden kızarıklık meme kanserinin bazı türlerinde de görülebilir.

Meme cildi normalden daha kalın, sert veya ödemli hale gelebilir. Bazı durumlarda cilt yüzeyinde gözenekler belirginleşerek “portakal kabuğu” görünümüne benzeyen bir yapı oluşabilir. Bu bulgu özellikle lenfatik dolaşımın etkilenmesiyle ortaya çıkabilir.

Kızarıklığa memede ısı artışı, hassasiyet veya ağrı eşlik ettiğinde enfeksiyon olasılığı da değerlendirilmelidir. Antibiyotik veya diğer tedavilere rağmen düzelmeyen cilt değişikliklerinde daha ayrıntılı inceleme gerekebilir.

Meme Başında İçe Çekilme

Bazı kişilerin meme başları doğuştan içeri dönük olabilir ve bu durum tek başına hastalık göstergesi değildir. Ancak daha önce normal konumda olan bir meme başının sonradan içeri doğru çekilmesi dikkat edilmesi gereken bir değişikliktir.

Meme içerisindeki bir kitlenin süt kanalları veya çevredeki bağ dokusunu etkilemesi meme başının konumunu değiştirebilir. Meme başı yalnızca içeri çekilmekle kalmayıp bir tarafa doğru yön değiştirebilir veya hareketliliğini kaybedebilir.

Meme başındaki değişikliğe ciltte çekilme, kabuklanma, akıntı veya ele gelen kitle eşlik ediyorsa değerlendirme daha da önem kazanır. Yeni ortaya çıkan meme başı değişikliklerinin kişinin kendi kendine uzun süre takip edilmesi yerine uzman görüşü alınması daha doğru olur.

Meme Başından Akıntı

Meme başı akıntısı farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve her akıntı meme kanseri anlamına gelmez. Hormonal değişiklikler, bazı ilaçlar, süt kanallarındaki iyi huylu oluşumlar veya enfeksiyonlar meme başı akıntısına neden olabilir.

Özellikle tek memeden, tek bir kanaldan ve kendiliğinden ortaya çıkan akıntılar daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir. Akıntının kanlı veya berrak özellikte olması da önemli bir bulgu olabilir.

Her iki memeden yalnızca sıkıldığında gelen sütlü akıntılar farklı hormonal nedenlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle akıntının rengi, tek veya çift taraflı olması, kendiliğinden gelip gelmemesi ve eşlik eden meme değişiklikleri birlikte değerlendirilmelidir.

Meme Başı veya Çevresinde Kabuklanma

Meme başında veya çevresindeki koyu renkli alanda kızarıklık, pullanma, kabuklanma veya yara benzeri değişiklikler dermatolojik sorunlara bağlı gelişebilir. Egzama, alerjik reaksiyonlar veya tahriş bu bölgede sık karşılaşılan nedenler arasındadır.

Ancak özellikle tek taraflı olan, tedaviye rağmen geçmeyen veya meme başında şekil değişikliğiyle birlikte görülen kabuklanmalar daha ayrıntılı incelenmelidir. Nadiren bazı meme kanseri türleri meme başı ve çevresinde egzama benzeri değişikliklerle ortaya çıkabilir. Kabuklanmaya kanama, akıntı, yanma veya meme başında içeri çekilme eşlik ediyorsa klinik değerlendirme yapılması önem taşır.

Meme veya Meme Başında Ağrı

Meme ağrısı oldukça yaygın bir şikâyettir ve çoğu zaman kanserden kaynaklanmaz. Özellikle adet öncesi dönemde ortaya çıkan hormonal değişiklikler memelerde hassasiyet, dolgunluk ve ağrıya neden olabilir. Kistler, enfeksiyonlar, kas-iskelet sistemi sorunları ve uygun olmayan sütyen kullanımı da meme ağrısına yol açabilir.

Meme kanseri çoğu zaman başlangıçta ağrısız seyredebilse de bazı hastalarda ağrı görülebilir. Özellikle tek bir bölgede sürekli devam eden, adet döngüsüyle ilişkili olmayan ve giderek belirginleşen ağrılar değerlendirilmelidir.

Ağrıya ele gelen kitle, ciltte çekilme, meme başında değişiklik veya akıntı eşlik etmesi durumunda klinik inceleme daha önemli hale gelir. Tek başına ağrı ise meme kanserini düşündüren kesin bir bulgu değildir.

Koltuk Altında Lenf Bezi Büyümesi

Koltuk altındaki lenf bezleri bağışıklık sisteminin önemli parçalarından biridir ve enfeksiyonlar sırasında geçici olarak büyüyebilir. Ancak meme kanseri bazı durumlarda lenf yolları üzerinden bu bölgedeki lenf bezlerine yayılabilir.

Koltuk altında ele gelen sert, ağrısız veya giderek büyüyen bir şişlik bu nedenle değerlendirilmelidir. Bazı kişilerde memede belirgin bir kitle fark edilmeden önce koltuk altındaki lenf bezi büyümesi dikkat çekebilir.

Lenf bezi büyümesinin kanser dışında çok sayıda nedeni bulunduğundan yalnızca elle muayeneyle neden belirlenemez. Klinik muayene ve gerektiğinde ultrason gibi görüntüleme yöntemleriyle lenf bezlerinin yapısı değerlendirilebilir.

Memede Asimetri veya Yeni Gelişen Şekil Değişikliği

Memelerin doğal olarak birbirinin tamamen aynısı olması beklenmez. Birçok kişide bir meme diğerinden biraz daha büyük veya farklı biçimde olabilir. Burada önemli olan, kişinin daha önce var olmayan yeni bir asimetri fark etmesidir.

Bir memenin belirli bir bölümünde çökme, kabarıklık, kontur değişikliği veya memenin duruşunda farklılık ortaya çıkabilir. Tümörün çevre dokular üzerindeki etkisi bazı durumlarda meme şeklinde bu tür değişikliklere neden olabilir.

Özellikle kısa süre içerisinde gelişen veya ilerleyici özellik gösteren asimetri, cilt değişiklikleri ve meme başındaki farklılıklarla birlikte değerlendirilmelidir. Kişinin kendi meme yapısını tanıması, yeni gelişen değişikliklerin daha erken fark edilmesine yardımcı olabilir.

Meme Kanseri Türleri Nelerdir?

Meme kanseri, başladığı hücre tipine ve çevre dokulara yayılıp yayılmadığına göre farklı türlere ayrılır. En önemli ayrımlardan biri, kanser hücrelerinin başladıkları yapının dışına çıkıp çıkmadığıdır.

Duktal karsinoma in situ (DCIS), anormal hücrelerin süt kanalları içerisinde sınırlı kaldığı noninvaziv bir durumdur. Hücreler henüz çevredeki meme dokusuna geçmemiştir.

İnvaziv duktal karsinom, süt kanallarını döşeyen hücrelerden gelişir ve kanal sınırının dışına çıkarak çevre meme dokusuna yayılır. İnvaziv meme kanserlerinin en sık görülen türlerinden biridir.

İnvaziv lobüler karsinom ise süt üreten lobüllerden gelişir ve çevre dokulara yayılım gösterir. Bazı hastalarda birden fazla odakta veya her iki memede görülebilir.

Bunların yanında inflamatuvar meme kanseri, Paget hastalığı ve daha nadir histolojik meme kanseri türleri de bulunur. Meme kanserleri biyolojik özelliklerine göre de sınıflandırılabilir. Tümör hücrelerinde östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR) ve HER2 durumu araştırılır. Bu özellikler hormon tedavisi veya HER2 hedefli tedaviler gibi seçeneklerin belirlenmesinde önem taşır.

Meme Kanseri Evreleri Nelerdir?

Meme kanserinde evreleme, hastalığın meme dokusu içerisindeki yaygınlığını, tümörün boyutunu, bölgesel lenf bezlerinin etkilenip etkilenmediğini ve vücudun uzak bölgelerine yayılım bulunup bulunmadığını belirlemek amacıyla yapılır. Evreleme, tedavi planının oluşturulmasında ve hastalığın genel seyrinin değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir.

Meme Kanseri Evreleri Nelerdir?

Günümüzde meme kanserinde yalnızca tümörün fiziksel boyutu ve yayılımı değil, tümörün biyolojik özellikleri de dikkate alınabilir. Östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR), HER2 durumu ve tümör derecesi gibi özellikler, hastalığın davranışı ve tedavi seçenekleri hakkında ek bilgi sağlar. Bu nedenle aynı tümör boyutuna sahip iki kişide tedavi yaklaşımı farklı olabilir.

Evre 0 Meme Kanseri

Evre 0, anormal hücrelerin henüz başladıkları yapının dışına çıkmadığı, yani çevre meme dokusuna invazyon göstermediği en erken evreyi ifade eder. Bu evrede en sık karşılaşılan durumlardan biri duktal karsinoma in situ (DCIS) olarak adlandırılan tablodur. DCIS’de anormal hücreler süt kanallarının içinde bulunur ancak kanal duvarını aşarak çevre dokulara yayılmamıştır.

Evre 0 hastalık invaziv meme kanseri olarak değerlendirilmez ancak bazı olgularda zaman içerisinde invaziv kansere dönüşme riski bulunabilir. Bu nedenle takip edilmesi ve uygun tedavinin planlanması önemlidir. Tedavi yaklaşımı lezyonun büyüklüğü, yaygınlığı, histolojik özellikleri ve kişinin genel sağlık durumuna göre belirlenebilir.

Bu evrede cerrahi tedavi sıklıkla gündeme gelir. Meme koruyucu cerrahi veya bazı durumlarda daha geniş cerrahi seçenekler değerlendirilebilir. Gerektiğinde radyoterapi ve hormon reseptörü pozitif durumlarda ek tedaviler de planlanabilir.

Evre 1 Meme Kanseri

Evre 1 meme kanserinde tümör genellikle küçüktür ve hastalık çoğunlukla meme dokusuyla sınırlıdır. Bazı durumlarda yakın lenf bezlerinde çok sınırlı düzeyde tümör hücresi bulunabilir. Bu evre, hastalığın erken dönemlerinden biri olarak kabul edilir.

Evre 1 kendi içinde farklı alt gruplara ayrılabilir. Tümörün çapı, lenf bezi tutulumu ve biyolojik özellikleri bu sınıflandırmada rol oynar. Bazı hastalarda tümör 2 santimetreden küçük olabilir ve lenf bezlerine yayılım bulunmayabilir. Bazı hastalarda ise koltuk altı lenf bezlerinde mikroskobik düzeyde sınırlı tutulum görülebilir.

Bu evrede tedavi genellikle cerrahiyle başlar. Meme koruyucu cerrahi veya mastektomi seçenekleri tümörün özelliklerine göre değerlendirilebilir. Ameliyat sonrası radyoterapi, hormon tedavisi, kemoterapi veya hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojik yapısına göre tedavi planına eklenebilir.

Erken evrede tanı konulması, daha sınırlı tedavi seçeneklerinin değerlendirilebilmesi açısından önem taşır. Bununla birlikte her hasta için tedavi planı kişiye özel olarak oluşturulur.

Evre 2 Meme Kanseri

Evre 2 meme kanserinde tümör evre 1’e göre daha büyük olabilir veya hastalık koltuk altındaki bazı lenf bezlerine yayılmış olabilir. Ancak bu evrede de uzak organ metastazı bulunmaz. Tümör boyutu ve lenf nodu tutulumu birlikte değerlendirilerek evre 2A veya 2B gibi alt gruplar belirlenebilir.

Bazı hastalarda tümör küçük olmasına rağmen lenf bezlerinde tutulum görülebilirken, bazı hastalarda tümör daha büyük olabilir fakat lenf bezleri etkilenmemiş olabilir. Bu nedenle evre yalnızca tümör çapına bakılarak belirlenmez.

Evre 2’de tedavi yaklaşımı hastanın ve tümörün özelliklerine göre değişebilir. Bazı hastalarda önce cerrahi uygulanırken, bazı hastalarda ameliyat öncesi kemoterapi veya hedefe yönelik tedavilerle tümörün küçültülmesi amaçlanabilir.

Ameliyat sonrasında patoloji sonuçlarına göre radyoterapi, hormon tedavisi, kemoterapi veya HER2 hedefli tedavi gibi ek seçenekler değerlendirilebilir. Bu evrede de tedavi kararı yalnızca evreye değil, tümörün moleküler ve biyolojik özelliklerine göre şekillenir.

Evre 3 Meme Kanseri

Evre 3 meme kanseri, hastalığın meme ve çevresindeki bölgesel yapılarda daha ileri düzeyde yayıldığı ancak uzak organ metastazının bulunmadığı evredir. Tümör meme cildine, göğüs duvarına veya daha fazla sayıda bölgesel lenf bezine yayılmış olabilir.

Bu evrede meme cildinde kızarıklık, kalınlaşma, şişlik veya portakal kabuğu görünümü gibi değişiklikler görülebilir. Koltuk altındaki, köprücük kemiği çevresindeki veya göğüs kemiği yakınındaki lenf bezleri de etkilenmiş olabilir.

Evre 3 meme kanseri kendi içinde 3A, 3B ve 3C şeklinde alt gruplara ayrılabilir. Alt grupların belirlenmesinde tümörün boyutu, çevre dokulara yayılımı ve hangi lenf bezlerinin tutulduğu dikkate alınır.

Tedavi çoğu zaman birden fazla yöntemin birlikte kullanılmasını gerektirir. Bazı hastalarda ameliyat öncesinde kemoterapi, hedefe yönelik tedavi veya diğer sistemik tedaviler uygulanabilir. Daha sonra cerrahi ve radyoterapi planlanabilir. Hormon reseptörü veya HER2 durumuna göre ek ilaç tedavileri de gündeme gelebilir.

Evre 4 Meme Kanseri

Evre 4 meme kanseri, hastalığın meme ve bölgesel lenf bezlerinin dışına çıkarak vücudun uzak bölgelerine yayıldığı metastatik evredir. Meme kanserinin en sık yayılabildiği bölgeler arasında kemikler, akciğerler, karaciğer ve beyin bulunur. Bununla birlikte metastaz farklı organlarda da görülebilir.

Evre 4 tanısı konulduğunda tedavinin temel amacı hastalığı mümkün olduğunca uzun süre kontrol altında tutmak, belirtileri azaltmak, komplikasyonları önlemek ve yaşam kalitesini korumaktır. Tedavi planı tümörün biyolojik özellikleri, metastazların bulunduğu bölgeler, daha önce uygulanan tedaviler ve kişinin genel sağlık durumu dikkate alınarak oluşturulur.

Bu evrede hormon tedavileri, kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapi ve bazı durumlarda radyoterapi kullanılabilir. Cerrahi ise genellikle hastalığı tamamen ortadan kaldırmak amacıyla değil, belirli komplikasyonları kontrol etmek veya seçilmiş durumlarda semptomları azaltmak amacıyla değerlendirilebilir.

Evre 4 meme kanseri tek tip bir hastalık değildir. Bazı hastalarda hastalık uzun süre tedaviyle kontrol altında tutulabilirken, bazı alt tiplerde daha hızlı seyir görülebilir. Bu nedenle tedavi süreci düzenli kontroller, görüntüleme yöntemleri ve tedaviye verilen yanıtın değerlendirilmesiyle sürekli olarak yeniden planlanabilir.

Meme kanserinde evre önemli bir gösterge olsa da tek başına hastalığın seyrini belirlemez. Tümörün ER, PR ve HER2 durumu, genetik ve moleküler özellikleri, tedaviye verdiği yanıt ve kişinin genel sağlık durumu da tedavi planında önemli rol oynar.

Meme Kanseri Neden Olur?

Meme kanseri, meme hücrelerinde zamanla meydana gelen genetik değişikliklerin hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına yol açmasıyla gelişir. Ancak çoğu hastada tek bir neden belirlemek mümkün değildir.

Yaşın ilerlemesi, ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, BRCA1 ve BRCA2 gibi bazı kalıtsal gen değişiklikleri, daha önce göğüs bölgesine radyasyon tedavisi uygulanmış olması ve bazı hormonal ve üreme özellikleri riski artırabilir.

Alkol tüketimi, fazla kilo ve özellikle menopoz sonrası obezite ile fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir faktörler de meme kanseri riskiyle ilişkilidir. Buna karşılık bir veya birden fazla risk faktörüne sahip olmak kişinin mutlaka meme kanseri geliştireceği anlamına gelmez. Aynı şekilde hiçbir belirgin risk faktörü bulunmayan kişilerde de meme kanseri gelişebilir.

Meme Kanseri Nasıl Anlaşılır?

Meme kanseri yalnızca elle muayene ile kesin olarak anlaşılamaz. Şüpheli bir kitle veya değişiklik fark edildiğinde klinik meme muayenesi ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Yaşa ve klinik duruma göre mamografi, meme ultrasonografisi ve bazı durumlarda meme MR'ı kullanılabilir. Görüntülemede şüpheli bir alan saptandığında kesin tanının konulabilmesi için genellikle biyopsi gerekir.

Biyopsiyle alınan doku örneğinin patolojik incelemesinde kanser hücrelerinin varlığı, tümör tipi ve derecesi belirlenir. ER, PR ve HER2 gibi biyobelirteçlerin değerlendirilmesi de tedavinin planlanmasına yardımcı olur.

Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapmak Mümkün mü?

Kişinin kendi memesini tanıması ve yeni gelişen değişiklikleri fark etmesi mümkündür. Memelerin normal görünüm ve dokusunu bilmek, yeni bir kitle, çekilme, akıntı veya cilt değişikliğinin daha kolay fark edilmesine yardımcı olabilir.

Ancak kendi kendine meme muayenesi, mamografi gibi tarama yöntemlerinin yerine geçmez ve tek başına meme kanserini dışlayamaz. Memede fark edilen her kitle de kanser değildir. Yeni gelişen bir kitle, meme başında değişiklik, kanlı akıntı veya ciltte çekilme fark edildiğinde kendi kendine takip ederek uzun süre beklemek yerine hekim değerlendirmesi yapılmalıdır.

Memede Ağrı Kanser Belirtisi midir?

Memede ağrı oldukça yaygın bir şikâyettir ve çoğu zaman meme kanserinden kaynaklanmaz. Hormonal değişiklikler, adet döngüsü, kistler, enfeksiyonlar, kullanılan bazı ilaçlar veya göğüs duvarındaki kas-iskelet sistemi sorunları meme ağrısına neden olabilir.

Bununla birlikte meme kanseri bazı kişilerde ağrıyla da ortaya çıkabilir. Özellikle tek bölgede kalıcı olan, giderek artan veya beraberinde kitle, meme başı değişikliği, ciltte çekilme ya da akıntı bulunan ağrıların değerlendirilmesi gerekir.

Meme Kanserinde Erken Tanı Ne Kadar Önemli?

Meme kanseri erken evrede herhangi bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle tarama programları, hastalığın henüz klinik belirti oluşturmadan tespit edilmesine yardımcı olabilir. Mamografi meme kanserinin erken saptanmasında kullanılan temel tarama yöntemlerinden biridir.

Hastalık meme veya sınırlı bölgesel alanla sınırlıyken tedavi seçenekleri daha farklı olabilir. Erken tanı aynı zamanda tümörün biyolojik özelliklerinin daha erken değerlendirilmesine ve uygun tedavinin planlanmasına olanak sağlar. Taramanın ne zaman başlayacağı ve hangi aralıklarla yapılacağı kişinin yaşı, aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre belirlenmelidir.

Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Meme kanseri tedavisi hastalığın evresine, tümörün büyüklüğüne, lenf bezi durumuna, ER-PR-HER2 özelliklerine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre kişiye özel planlanır.

Meme kanseri tedavisinde kullanılan başlıca yöntemler şunlardır:

Cerrahi Tedavi

Cerrahi tedavi, özellikle erken ve lokal ileri evre meme kanserlerinde tedavinin temel basamaklarından biridir. Cerrahinin amacı, kanserli dokuyu çevresinde yeterli miktarda sağlıklı doku ile birlikte çıkarmak ve gerekli durumlarda koltuk altı lenf bezlerinin durumunu değerlendirmektir. Uygulanacak cerrahi yöntemin kapsamı tümörün büyüklüğüne, memedeki yerleşimine, memenin hacmine, hastalığın yaygınlığına ve kişinin genel sağlık durumuna göre belirlenir.

Meme koruyucu cerrahide yalnızca tümörlü bölge ve çevresindeki sınırlı miktarda sağlıklı doku çıkarılır. Bu yöntem lumpektomi veya parsiyel mastektomi gibi isimlerle de anılabilir. Meme koruyucu cerrahinin ardından kalan meme dokusunda olası mikroskobik kanser hücrelerini kontrol altına almak amacıyla çoğu hastada radyoterapi uygulanması gündeme gelir.

Mastektomi ise meme dokusunun tamamının veya büyük bölümünün çıkarıldığı cerrahi yöntemdir. Tümörün memeye göre büyük olması, memede birden fazla odak bulunması, bazı genetik riskler veya hastanın bireysel özellikleri nedeniyle mastektomi tercih edilebilir. Uygun hastalarda meme rekonstrüksiyonu aynı ameliyatta veya daha sonraki bir dönemde planlanabilir.

Cerrahi sırasında koltuk altındaki lenf bezlerinin değerlendirilmesi için sentinel lenf nodu biyopsisi yapılabilir. Sentinel lenf nodu, meme bölgesinden gelen lenf akımının ilk ulaştığı lenf bezlerinden biridir. Bu bezde kanser hücresi bulunup bulunmadığı, daha kapsamlı lenf bezi cerrahisine ihtiyaç olup olmadığı konusunda yol gösterici olabilir.

Radyoterapi

Radyoterapi, yüksek enerjili ışınlar kullanılarak kanser hücrelerinin çoğalma yeteneğini azaltmayı ve tedavi edilen bölgede hastalığın tekrarlama riskini düşürmeyi amaçlayan bir tedavi yöntemidir. Meme kanserinde özellikle meme koruyucu cerrahi sonrasında sık kullanılan tedavilerden biridir.

Meme koruyucu cerrahi sonrasında memede gözle görülemeyen mikroskobik kanser hücreleri kalabileceği için radyoterapi uygulanabilir. Bazı mastektomi hastalarında da tümörün büyüklüğü, lenf bezi tutulumu veya göğüs duvarına yakınlığı gibi faktörlere bağlı olarak ameliyat sonrası radyoterapi gerekebilir.

Radyoterapi planlaması kişiye özel yapılır. Tedavi alanının belirlenmesinde ameliyat bölgesi, tümörün başlangıçtaki yeri, lenf bezlerinin durumu ve çevrede bulunan kalp ile akciğer gibi organların konumu dikkate alınır. Amaç, gerekli bölgeye yeterli radyasyon dozunu verirken çevredeki sağlıklı dokuları mümkün olduğunca korumaktır.

Tedavi genellikle belirli günlere bölünmüş seanslar halinde uygulanır. Seans sayısı kullanılan tedavi protokolüne göre değişebilir. Radyoterapi sırasında ciltte kızarıklık, hassasiyet, yorgunluk veya tedavi edilen bölgede geçici ödem gibi yan etkiler görülebilir. Yan etkilerin şiddeti kişiden kişiye değişir ve çoğu tedavi sonrasında zamanla azalabilir.

Kemoterapi

Kemoterapi, kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurmayı veya bu hücreleri yok etmeyi amaçlayan sistemik ilaç tedavisidir. Sistemik olması, ilaçların yalnızca memedeki tümörü değil, kan dolaşımı yoluyla vücudun farklı bölgelerinde bulunabilecek kanser hücrelerini de hedefleyebilmesi anlamına gelir.

Meme kanserinde kemoterapi ameliyattan önce veya ameliyattan sonra uygulanabilir. Ameliyat öncesinde verilen kemoterapi, neoadjuvan tedavi olarak adlandırılır ve özellikle daha büyük tümörlerde tümör boyutunu küçültmek, cerrahiyi kolaylaştırmak ve tedaviye yanıtı değerlendirmek amacıyla kullanılabilir.

Ameliyat sonrasında uygulanan kemoterapi ise adjuvan tedavi olarak adlandırılır. Bu yaklaşımın amacı, vücutta kalmış olabilecek mikroskobik kanser hücrelerinin kontrol altına alınması ve hastalığın tekrarlama riskinin azaltılmasıdır.

Kemoterapinin gerekip gerekmediği yalnızca meme kanserinin evresine göre belirlenmez. Tümörün büyüklüğü, lenf bezi tutulumu, tümör derecesi, hormon reseptörleri, HER2 durumu ve bazı durumlarda genetik test sonuçları birlikte değerlendirilir.

Tedavi sırasında saç dökülmesi, bulantı, halsizlik, ağız yaraları, enfeksiyon riskinde artış veya kan hücrelerinde azalma gibi yan etkiler görülebilir. Ancak kullanılan ilaçlara göre yan etkiler farklılık gösterebilir ve destekleyici tedavilerle bu etkilerin bir bölümü kontrol altına alınabilir.

Hormon Tedavisi

Hormon tedavisi, östrojen veya progesteron reseptörü pozitif meme kanserlerinde kullanılan önemli tedavi yöntemlerinden biridir. Bu tümörlerde kanser hücrelerinin büyümesi ve çoğalması bazı hormonlardan etkilenebildiği için tedavi, hormonların etkisini azaltmayı veya engellemeyi hedefler.

Hormon tedavisi çoğunlukla ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmak amacıyla uygulanır. Bazı ileri evre meme kanserlerinde ise hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak amacıyla kullanılabilir.

Tedavi seçimi kişinin menopoz durumuna göre değişebilir. Premenopozal kadınlarda farklı hormon baskılayıcı yöntemler gündeme gelebilirken, menopoz sonrası dönemde aromataz inhibitörleri gibi farklı ilaçlar tercih edilebilir. Bazı hastalarda yumurtalık fonksiyonlarının geçici veya kalıcı olarak baskılanması da tedavi planına dahil edilebilir.

Hormon tedavisi genellikle uzun süreli bir tedavidir ve birkaç yıl boyunca devam edebilir. Tedavi süresi tümörün özelliklerine ve kişinin risk durumuna göre belirlenir.

Sıcak basması, eklem ağrısı, vajinal kuruluk ve kemik yoğunluğunda azalma gibi yan etkiler bazı hormon tedavilerinde görülebilir. Bu nedenle hastaların kemik sağlığı ve diğer olası yan etkiler açısından düzenli takip edilmesi önemlidir.

HER2 Hedefli ve Diğer Hedefe Yönelik Tedaviler

Hedefe yönelik tedaviler, kanser hücrelerinin büyüme ve çoğalma mekanizmalarında rol oynayan belirli molekülleri hedefleyen ilaçlardır. Meme kanserinde en iyi bilinen hedeflerden biri HER2 proteinidir.

HER2 pozitif meme kanserlerinde kanser hücrelerinin yüzeyinde HER2 proteini normalden fazla bulunabilir. Bu durum tümörün daha hızlı büyümesine katkıda bulunabilir. HER2'yi hedefleyen ilaçlar, bu proteinin işlevini engelleyerek kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını kontrol altına almaya yardımcı olabilir.

HER2 hedefli tedaviler ameliyat öncesinde, ameliyat sonrasında veya metastatik hastalıkta kullanılabilir. Bazı hastalarda birden fazla HER2 hedefli ilacın birlikte kullanılması tercih edilebilir. Kullanılacak tedavi kombinasyonu hastalığın evresine ve daha önce alınan tedavilere göre belirlenir.

Meme kanserinde HER2 dışındaki moleküler hedeflere yönelik tedaviler de bulunmaktadır. Örneğin bazı hormon reseptörü pozitif meme kanserlerinde hücre döngüsünü kontrol eden mekanizmaları hedefleyen ilaçlardan yararlanılabilir. BRCA gibi belirli genetik değişikliklerin bulunduğu bazı hastalarda farklı hedefe yönelik tedaviler değerlendirilebilir.

Hedefe yönelik tedaviler klasik kemoterapiden farklı mekanizmalarla çalışsa da yan etkisiz değildir. Kalp fonksiyonlarında değişiklik, ishal, cilt sorunları, yorgunluk veya kan hücrelerinde azalma gibi yan etkiler kullanılan ilaca göre ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavi boyunca düzenli takip yapılır.

İmmünoterapi

İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha etkili şekilde tanımasını ve onlara karşı yanıt oluşturmasını desteklemeyi amaçlayan tedavi yöntemidir. Normal koşullarda bazı kanser hücreleri bağışıklık sisteminin kendilerini fark etmesini engelleyen mekanizmalar geliştirebilir. İmmünoterapi ilaçları bu mekanizmaların bir bölümünü engelleyerek bağışıklık yanıtını güçlendirebilir.

Meme kanserinde immünoterapi her hastada kullanılan standart bir tedavi değildir. Özellikle bazı üçlü negatif meme kanseri türlerinde belirli biyolojik özellikler bulunduğunda tedavi planına dahil edilebilir. Bu tedaviler ameliyat öncesi veya ileri evre hastalıkta kemoterapiyle birlikte uygulanabilir.

İmmünoterapi kararında yalnızca meme kanseri tanısı değil, tümörün alt tipi, evresi ve biyobelirteç sonuçları da dikkate alınır. Bu nedenle tedaviye başlanmadan önce patolojik ve moleküler değerlendirme yapılması önemlidir.

İmmünoterapi bağışıklık sistemini aktive ettiği için bazı yan etkiler bağışıklık sisteminin sağlıklı dokulara karşı reaksiyon göstermesi sonucunda gelişebilir. Cilt, bağırsaklar, tiroid, akciğerler, karaciğer veya farklı organlar etkilenebilir. Bu nedenle yeni gelişen nefes darlığı, uzun süren ishal, ciddi cilt döküntüsü veya aşırı halsizlik gibi belirtiler tedavi ekibine bildirilmelidir.

Meme Kanseri Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Meme kanseri ameliyatında temel amaç tümörlü dokunun güvenli cerrahi sınırlarla çıkarılmasıdır. Uygulanacak ameliyatın kapsamı tümörün büyüklüğüne, yerine, memenin yapısına ve hastanın özelliklerine göre belirlenir.

Meme koruyucu cerrahi, tümörün ve çevresindeki sınırlı miktarda sağlıklı dokunun çıkarılması esasına dayanır. Bu işlem lumpektomi olarak da adlandırılabilir. Meme koruyucu cerrahi sonrasında radyoterapi sıklıkla tedavinin bir parçası olur.

Mastektomi ise meme dokusunun daha geniş ölçüde veya tamamen çıkarılmasıdır. Tümörün yaygınlığı, meme-tümör oranı, genetik risk veya kişinin tedavi tercihleri gibi faktörlere göre değerlendirilebilir.

Ameliyat sırasında koltuk altı lenf bezlerinin durumunu belirlemek amacıyla sentinel lenf nodu biyopsisi yapılabilir. Gerekli durumlarda daha geniş lenf bezi cerrahisi uygulanabilir. Bazı hastalarda meme rekonstrüksiyonu mastektomiyle aynı ameliyatta veya daha sonraki bir zamanda planlanabilir.

Meme Kanserinden Korunmak Mümkün mü?

Meme kanserini tamamen önlemenin garantili bir yolu bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol edilmesi riski azaltmaya yardımcı olabilir.

Sağlıklı vücut ağırlığını korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, alkol tüketimini sınırlandırmak ve genel olarak dengeli bir yaşam tarzı benimsemek meme kanseri riskinin azaltılmasına katkıda bulunabilir.

Ailesinde güçlü meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan ya da BRCA1, BRCA2 gibi yüksek riskli gen değişiklikleri taşıyan kişilerde standart risk azaltma yaklaşımından farklı seçenekler değerlendirilebilir. Bu kişilerde daha yakın tarama, bazı risk azaltıcı ilaçlar veya çok yüksek risk durumunda koruyucu cerrahi seçenekleri gündeme gelebilir.

Risk azaltıcı cerrahi dahi riski tamamen sıfırlamaz. Bu nedenle meme kanserinden korunma yaklaşımı, kişinin aile öyküsü, genetik özellikleri ve bireysel risk faktörleri dikkate alınarak planlanmalıdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Evet, erkeklerde de meme kanseri görülebilir ancak kadınlara göre çok daha nadirdir. Erkeklerde memede veya meme başı çevresinde ele gelen sert kitle, meme başında içe çekilme, akıntı veya cilt değişiklikleri fark edildiğinde değerlendirme yapılmalıdır. Özellikle ileri yaş ve ailede meme kanseri öyküsü bulunması riski artırabilir.

Erken evre meme kanserinde öksürük tipik bir belirti değildir. Ancak hastalık akciğerleri veya akciğer çevresindeki yapıları etkileyen ileri evre bir tabloya ulaşmışsa uzun süren öksürük, nefes darlığı veya göğüs ağrısı gibi belirtiler görülebilir. Kalıcı öksürüğün çok sayıda farklı nedeni bulunduğu için tek başına meme kanseri belirtisi olarak değerlendirilmemelidir.

Mide bulantısı meme kanserinin erken dönemde beklenen temel belirtilerinden biri değildir. Bulantı ileri hastalıkta eşlik eden bazı organ tutulumları nedeniyle ortaya çıkabileceği gibi kemoterapi, hedefe yönelik tedaviler veya kullanılan diğer ilaçların yan etkisi olarak da görülebilir. Sürekli veya şiddetli bulantı varsa nedeni ayrıca değerlendirilmelidir.

Meme kanseri öncelikle çevredeki dokulara ve bölgesel lenf bezlerine yayılabilir. Uzak metastaz geliştiğinde en sık kemikler, akciğerler, karaciğer ve beyin etkilenebilen bölgeler arasındadır. Ancak her meme kanseri uzak organlara yayılmaz ve yayılım paterni tümörün biyolojik özelliklerine göre farklılık gösterebilir.

Meme kanseri riski yaşla birlikte artar ve hastalık en sık kadınlarda görülür. Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, bazı kalıtsal gen değişiklikleri, ileri yaş, daha önce göğüs bölgesine radyasyon alınması, menopoz sonrası fazla kilo ve alkol kullanımı gibi faktörler riski artırabilir. Buna rağmen belirgin risk faktörü olmayan kişilerde de meme kanseri gelişebilir.

Meme kanseri hastaları için herkes açısından geçerli tek bir yasaklı besin listesi yoktur. Genel olarak yüksek miktarda işlenmiş gıda, fazla şeker, aşırı doymuş yağ ve alkol tüketiminin sınırlandırılması; sebze, meyve, tam tahıl, kaliteli protein ve sağlıklı yağlardan zengin dengeli beslenme tercih edilmesi önerilebilir. Tedavi sırasında bağışıklık baskılanmışsa çiğ veya iyi pişmemiş hayvansal gıdalardan kaçınmak gerekebilir.

Karın şişliği meme kanserinin tipik erken belirtilerinden biri değildir. Tedavi sırasında kabızlık, sıvı tutulumu, kullanılan ilaçlar veya beslenme değişiklikleri nedeniyle ortaya çıkabilir. İleri hastalıkta karaciğer veya karın içi yapıların etkilenmesi de şişkinliğe katkıda bulunabileceğinden kalıcı ve giderek artan karın şişliği değerlendirilmelidir.

Östrojenin meme dokusu üzerindeki uzun süreli etkisi bazı meme kanseri türlerinin gelişme riskini artıran faktörlerden biri olabilir. Ancak “östrojen yüksekliği kesin olarak meme kanseri yapar” şeklinde bir değerlendirme doğru değildir. Meme kanseri gelişimi genetik, hormonal, çevresel ve yaşam tarzıyla ilişkili birçok faktörün birlikte etkisiyle ortaya çıkar.

Evet, menopoz sonrasında da meme kanseri gelişebilir ve meme kanseri görülme sıklığı yaşla birlikte artar. Menopoz sonrası dönemde memede yeni kitle, cilt değişikliği, meme başı akıntısı veya çekilme gibi belirtiler önemsenmelidir. Tarama programlarının yaşa ve kişisel risk durumuna göre sürdürülmesi önemlidir.

Meme kanserinin kaç yılda ilerleyeceğine dair herkes için geçerli bir süre yoktur. Bazı tümörler yıllar boyunca daha yavaş büyürken bazı biyolojik alt tipler aylar içinde daha hızlı ilerleyebilir. Tümör derecesi, hormon reseptörü durumu, HER2 özellikleri ve diğer moleküler faktörler büyüme hızını etkileyebilir.

Meme kanserinin yayılma hızı alt tipe göre büyük farklılık gösterir. Bazı hormon reseptörü pozitif kanserler daha yavaş seyredebilirken, bazı üçlü negatif veya HER2 pozitif tümörler tedavi edilmediğinde daha hızlı ilerleyebilir. Tek bir büyüme hızı veya standart yayılma süresi vermek mümkün değildir.

Özellikle erken evre meme kanserlerinde tedavi sonrasında hastalık tamamen ortadan kaldırılabilir ve uzun süreli hastalıksız yaşam sağlanabilir. Ancak sonuç; evre, tümörün biyolojik özellikleri ve tedaviye verilen yanıta göre değişir. İleri metastatik hastalıkta ise amaç çoğunlukla hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak ve yaşam kalitesini korumaktır.

Evre 1 meme kanserinde her hastaya kemoterapi uygulanmaz. Kemoterapi gereksinimi tümörün büyüklüğü, lenf bezi durumu, hormon reseptörleri, HER2 durumu, tümör derecesi ve gerektiğinde genomik test sonuçları dikkate alınarak belirlenir. Bazı hastalarda cerrahi ve hormon tedavisi yeterli olabilirken bazı biyolojik alt tiplerde kemoterapi önerilebilir.

Meme kanserini tek başına “tetikleyen” belirli bir olay veya besin yoktur. Yaş, genetik yatkınlık, aile öyküsü, uzun süreli hormonal etkiler, menopoz sonrası fazla kilo, fiziksel hareketsizlik ve alkol kullanımı gibi faktörler riski artırabilir. Sigara kullanımı da genel kanser ve sağlık riskleri açısından olumsuz bir etkendir.

Meme kanserini kesin olarak gösteren tek bir kan tahlili bulunmaz. Bazı ileri evre hastalarda karaciğer testleri, alkalen fosfataz veya tümör belirteçleri gibi bazı değerlerde değişiklik görülebilir ancak bunlar tanı koydurucu değildir. Kesin tanı görüntüleme sonrasında yapılan biyopsi ve patolojik incelemeyle konur.

Ultrason ve mamografi birbirinin alternatifi değil, farklı amaçlarla kullanılan ve sıklıkla birbirini tamamlayan görüntüleme yöntemleridir. Mamografi özellikle meme kanseri taramasında ve mikrokalsifikasyonların saptanmasında önemlidir; ultrason ise kitlelerin sıvı veya katı yapısının değerlendirilmesinde ve özellikle yoğun meme dokusunda ek bilgi sağlayabilir. Hangi yöntemin kullanılacağı yaşa, meme yapısına ve klinik bulgulara göre belirlenir.

Mamografi için herkese uygulanabilecek kesin bir “çekilmez” listesi yoktur ancak gebelik şüphesi veya gebelik durumunda gereklilik dikkatle değerlendirilir ve alternatif yöntemler düşünülebilir. Çok genç kadınlarda rutin taramada ultrason gibi yöntemler daha sık tercih edilebilir. Mamografinin gerekip gerekmediği yaş, risk düzeyi ve klinik şikâyete göre belirlenmelidir.

Üzüntü, stres veya psikolojik travmanın tek başına meme kanserine neden olduğu gösterilmemiştir. Kanser gelişimi genetik değişiklikler, yaş, hormonal ve çevresel faktörler gibi çok sayıda unsurla ilişkilidir. Uzun süreli stres genel sağlık alışkanlıklarını ve yaşam kalitesini etkileyebilir ancak “üzüntü meme kanseri yapar” şeklinde doğrudan bir bağlantı kurulamaz.

Meme kanserini tedavi eden veya ortadan kaldıran özel bir vitamin bulunmamaktadır. D vitamini, B12, folat veya diğer vitaminlerde eksiklik saptanırsa hekim tarafından uygun takviye planlanabilir ancak yüksek doz vitamin veya antioksidan takviyeleri tedavinin yerine kullanılmamalıdır. Özellikle kemoterapi veya radyoterapi sırasında kullanılan takviyeler ilaçlarla etkileşebileceği için tedavi ekibine danışılmadan başlanmaması önemlidir.

Teşekkürler

En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz. Sağlıklı günler dileriz!


Güncelleme
Güncel Versiyon
Yayınlanma Tarihi:
Prof. Dr. Selin Kapan

Prof. Dr.

Selin Kapan

Genel Cerrahi

Bu içeriğin geliştirilmesinde  Medical Park Yayın Kurulu  katkı sağlamıştır. Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.

Teşekkürler! En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz. Sağlıklı günler dileriz!

Makaleye Dön

Sayfa bağlantısı panoya kopyalandı!

Tamam