satır arası

Aşırı ve hastalık derecesinde şişmanlık (Morbid Obezite) çağımızda giderek artan sayıda insanı etkilemekte. Öyle ki özellikle ABD ve İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin nüfuslarının üçte biri obezite derdinden muzdariptir.

Obezite, vücutta depolanan yağ miktarının gereğinden fazla olması durumudur. Obezlerde metabolizma ve fiziksel aktivite ile harcanan enerjiden çok daha fazla yağ miktarı depolanmaktadır. Bu bazen genetik yatkınlıklar bazen de kişisel yaşam tarzıyla ilgili olarak gelişir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenmiş sınıflama gereğince obzeite vücut kitle indeksine (VKİ) göre şu şekilde sınıflanmaktadır. VKİ, boy ‘metre’, kilo ‘kilogram’ birimleri ile ölçülmektedir.  Kilonun boyun karesine bölünmesi sonucu elde edilir.  Buna göre;

  • 18.5 altında Az kilolu
  • 18.5 - 24.9 Normal Kilo
  • 25.0 - 29.9 Fazla Kilo
  • 30.0 - 39.9 Obez
  • 40.5'in üzeri Morbid (ciddî)
  • 50 ve üstü süper obez olarak belirlenmiştir.

Obezite sadece fazla kilo demek değildir. Özellikle morbid obezite Tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, eklem sorunları, uyku apnesi, psikolojik sorunlar, dermatolojik sorunlar gibi pek çok ek klinik durum yaratmaktadır. Obez kişilerde sadece deri altı yağ dokusunda kitlevi artış olmaz, tüm organlarda yağlanma (karaciğer yağlanması gibi) ve çevresindeki yağlı dokuda artış olur.

Bunun yanında halk arasında çok bilinmese de obezite kanser olma riskini de artırmaktadır. Yine yapılan çalışmalarda morbid obez gebelerde, obezite ameliyatı sonrası zayıflayarak gebe kalanlara oranla çok daha fazla oranda anneye ve bebeğe ait sorun yaşandığı gösterilmiştir. Her bir ek sorunun hem hastaya hem de toplam ekonomiye yükü de cabasıdır. Örneğin diyabet olursanız ek pek çok ilaç kullanmak, tetkik yaptırmak, diyabetin ek olarak getirdiği klinik sorunlarla uğraşmak ve çok daha fazla sayıda doktor müracaatı yapmanız gerekecektir. Bu hem sağlık hem de ekonomik açıdan çok büyük bir yük yaratacaktır.

Günümüzde bu durumun cerrahi yöntemlerle tedavisi mümkündür. Üstelik cerrahi tedavi günümüz için en radikal ve en iyi sonuç veren tedavi yöntemidir.  Morbid obez hastaların çoğu diyet ve egzersiz programlarıyla bir süreliğine kilo verse de başarı oranı düşük (%3) ve geri kilo alma riski yüksektir.  Cerrahi ile hastaların metabolizmaları değişmekte özellikle Tüp mide ameliyatı sonrası çok ciddi iştah kaybı olmakta, mide hacmi çok küçük olduğundan da yeme olayı kısıtlanmaktadır. Bu nedenle cerrahi ile tıbbi yöntemlerin başarı açısından karşılaştırılmaları pek mümkün değildir. Ancak yine de bunun bir ameliyat olduğu ve ciddi bir karar olduğu düşünüldüğünde ilk tedavi yaklaşımı hemen daima diyet ve spor olmalıdır. Hastalarımızın çoğu defalarca denemiş; ancak başarılı olamadığı için bize başvuran hastalardan oluşmaktadır.

Morbid obezite ameliyatları multidisipliner yaklaşımla yapılması gereken cerrahi girişimlerdir. Hastaların endokrinoloji, diyet ve gerektiğinde psikolog tarafından da değerlendirilmesi gerekir. Özellikle ameliyat öncesi hastaların hormonal bir hastalıklarının olup olmadığı ve ameliyata uygunlukları Endokrinolog tarafından değerlendirilmektedir.

Yine ameliyat öncesi mide de olası başka bir patolojinin bilinmesi açısından mutlaka endoskopi yapılmalıdır.

Hastalar ameliyat öncesinde, ameliyattan sonraki dönemde nasıl beslenecekleri ile ilgili olarak diyetisyenler tarafından bilgilendirilmelidir. Özellikle ilk birkaç ay beslenme düzeni ve metabolizmanın yeni duruma uyumu açısından bu çok önemlidir.

Yine ameliyat öncesi hastalar psikolojik durumları açısından psikiyatrik incelemeye tabi tutulabilir. Ciddi psikiyatrik bozukluğu olan, alkol ya da ilaç bağımlılığı olan kişiler, ameliyat ile ilgili detayları kavrayamayacak kişilerin morbid obzeite ameliyatı olmaları uygun değildir.

Morbid obezite ameliyatı olacak kişilerin aile içi desteği de tam olmalıdır. Evdeki yemek düzeninden tutun da ameliyata motivasyon ve onayın olması en az hastanın kararı kadar önemlidir.

Morbid obezite ameliyatları genelde kısıtlayıcı, emilimin bozulması ya da her ikisinin kombinasyonu şeklindedir.  Başka bir engel yoksa tüm ameliyatlar laparoskopik yani kapalı yöntem ile yapılmaktadır.

Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi)

Tüp mide ameliyatı tüm midenin yaklaşık %75-80'inin çıkarılması ile gerçekleştirilen bir ameliyattır. Geri de kalan midenin şeklinin tüpe benzemesi nedeniyle bu ismi almıştır. Midenin büyük bölümü cerrahi olarak çıkarıldığı ve geride 50-100 ml bir hacim kaldığı için tüketilen besin miktarını sınırlar. Yani kısıtlayıcı tip bir ameliyattır. Bu alımı azaltarak kilo verilmesini sağlar. Bu ameliyatta çıkarılan mide bölümünden (Fundus) salgılanan iştah hormonu (Ghrelin) işlem sonrasında azaldığı için ciddi anlamda iştah azalması olur. Bu özellikle ameliyat sonrasında hastaların eski iştahlarında olmamaları şeklinde ciddi bir avantajdır.

Tüp mide ameliyatının diyabet ve hipertansiyon üzerine etkisi yüksektir. Özellikle yalnızca ağızdan ilaçla tedavi gören diyabetikler ve hipertansif hastaların büyük oranda bu ilaçları kesilmektedir. Bu etki hemen daima ameliyatın hemen sonrasında başlar.

Mide Baypası (Roux-en-y gastric bypass)

Midenin yemek borusundan hemen sonra yine çok küçük bir kısmı geride bırakılarak büyük bir kısmı baypas edilir. Bu mide kısmına tekniğe uygun şekilde bir ince bağırsak getirilerek dikilir. Hem mide hacmi küçülür hem de bağırsakların bir bölümü devre dışı bırakılmış olur. Sonuçta hem tüketilen yiyeceklerin miktarı az olur hem de emilimi etkilenmiş olur.  Bu yolla özellikle insülin bağımlısı diyabetiklerin kan şekeri kontrolü de daha etkili bir şekilde olmaktadır.

Günümüzde sonuçlar açısından iki teknik arasında büyük uçurumlar yoktur. Tüp mide ameliyatı sonuçları itibariyle daha fizyolojiktir, komplikasyon ve ameliyata bağlı mortalite açısından da daha düşük oranlara sahiptir. Tüp mide ameliyatının uygulanma süresi daha kısa ve cerrah açısından da daha kolay bir tekniktir. Her iki teknik sonrasında da ameliyattan 3-4 yıl sonra hastaların bir kısmında yeniden kilo alma durumu olabilir. Eğer teknik tüp mide ameliyatıysa bu hastalar resleeve (yeniden tüp mide) ameliyatı ya da mide baypası ameliyatı yapılabilir. Eğer hasta gastrik baypas geçirmişse kilo alma durumunda ikinci bir cerrahi şansı yoktur. Unutulmaması gereken uygulanacak tekniğin hastanın özelliklerine göre belirleneceğidir. Her iki teknikte de ameliyatın en önemli komplikasyonları kaçak ve kanamadır. Günümüzde gelişen modern teknikler ve deneyim ile bunların oranları düşmüş ve tedavi etme yetisi artmıştır. Bunlarla ilgili kaygının yüksek olmaması yerindedir. Her iki teknik de minimal invaziv tekniklerle (laparoskopik, robotik) uygulanmaktadır. Bu da hastaların ameliyat sonrası normal hayata hızla dönmelerine olanak sağlamakta, ağrı ve yarar yeri komplikasyon oranlarını düşük tutmaktadır. Bariatrik cerrahi de dediğimiz bu ameliyatlar endikasyonu olan uygun hastalarda çocukluk çağı ve ergenlerde de güvenle uygulanabilir. Ergenliğe morbid obez giren çocukların %75’i ileride de morbid obez olmaktadır.

Mide Balonu

Mide balonu silikondan yapılmış ve şişirebilir bir tıbbi malzemedir. Endoskopik yolla mide içine yerleştirilip şişirilir. Böylece bir hacim oluşturularak tokluk hissi yaratması amaçlanır. Altı ay sonra mideden kolaylıkla çıkarılabilir. Uygulama yaklaşık 20 dakika sürmektedir. Cerrahi bir girişim değildir. Sıklıkla cerrahi düşünmeyen hastalarda uygulanır ya da süper morbid obez  (VKİ=50-60) olgularda 10 kg kadar verdirerek karaciğer volümü küçülterek cerrahiyi kolaylaştırmak amaçlanır.

satır arası

Prof. Dr.
Koray Topgül
Genel Cerrahi
VM Medical Park Kocaeli
276

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.