satır arası

Modern çağın en sık görülen hastalıklarından biri olan obezite, vücutta oluşturduğu problemlerin yanında akut veya kronik birçok ölümcül hastalık türünün gelişiminde rol oynaması sebebiyle ciddi bir sağlık sorunudur. Estetik anlamda istenmeyen bir görünüme neden olması, bunun yanında psikolojik bozuklukları da beraberinde getirmesine ek olarak akut veya kronik çok sayıda hastalık açısından da obezite bir risk faktörüdür. Bu nedenle sağlığını korumak isteyen tüm bireylerin ideal kilolarını koruması, obezite sorunu yaşayan hastaların ise hekim ve diyetisyen öncülüğünde ideal kilolarına ulaşmalları gerekir.

Obezite nedir?

Genel manada obezite; insan vücudunda yağ kütlesi miktarının kemik, kas ve su gibi diğer bileşenleri içeren yağsız kütleye göre aşırı miktarda artmış olması durumudur. Diğer bir tanımla obezite, vücut kütlesinin boy uzunluğuna göre çok daha fazla olması olarak belirtilebilir. Yağ dokusundaki aşırı artış, insülin direnci ve diyabet (şeker hastalığı) gibi kronik hastalıkların birçoğunda birincil nedenler arasında yer alır. Obezite hastalığı zayıflama diyetleri ve diyeti destekleyen bazı uygulamalar ile önüne geçilebilen, tedavisi mümkün bir hastalıktır. Bununla birlikte ileri düzeyde şişmanlığın görüldüğü ciddi obezite hastalarında, özellikle de ciddi komplikasyon gelişme riski yüksek olduğunda hekim önerileri doğrultusunda tüp mide, mide küçültme, gastrik bypass gibi obezite cerrahisi uygulamaları ile de tedavi gerçekleştirilebilir. Bu yöntemler bariatrik cerrahi uygulamaları olarak da adlandırılabilir.

Obezite belirtileri nelerdir?

Obezite hastalığının en temel belirtisi vücutta aşırı düzeyde yağ dokusu birikimidir. Fakat oluşan fazla kilolar obezitenin görsel sorunlarının yanı sıra birtakım sağlık sorunlarını da beraberinde getirebilir. Obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan sorun ve belirtilerin arasında şunlar yer alır:

  • Terleme
  • Çabuk yorulma
  • Nefes darlığı
  • Horlama ve uyku apnesi
  • Cilt sorunları
  • Sırt ve eklem ağrıları
  • Psikolojik sorunlar ve benlik saygısında azalma

Tüm bu sorunların oluşumunun önlenmesi ve obeziteye bağlı oluşabilecek kronik hastalıkların engellenmesi açısından fazla kilo sorunu bulunan bireylerin obezite boyutuna ulaşmadan önce zayıflaması ve ideal kilolarını korumaya özen göstermeleri gerekmektedir.

Obezite nedenleri nelerdir?

Obezitenin en temel nedeni besinlerle birlikte vücuda alınan enerjinin metabolizma ve fiziksel aktivitelerle birlikte harcanan enerjiden fazla olması ve buna bağlı olarak artan enerjinin yağ şeklinde depolanmasıdır. Bu durum gereksinimin üzerinde enerji alımının belirli bir süre boyunca devam etmesi ile oluşur. Zayıflık, şişmanlık ve obezite vücut kitle indeksi (VKİ) olarak adlandırılan bir yöntemle değerlendirilir. Obezite hastaları, bir tür obezite testi olarak da düşünülebilecek olan vücut kitle indeksinin 30 ve üzerinde çıktığı hastalardır. Beden kütle indeksi (BKİ) olarak da isimlendirilen bu değer, vücut kütlesinin kilogram cinsinden ölçüsünün boyun metre cinsinden ölçüsünün karesine bölünmesi ile hesaplanır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenmiş sınıflama gereğince obezite hesaplama için de kullanılan vücut kitle indeksine (VKİ) göre şu şekilde sınıflandırılır:

  • 18.5 altında -- Az kilolu
  • 18.5 - 24.9 -- Normal Kilo
  • 25.0 - 29.9 -- Fazla Kilo
  • 30.0 - 39.9 -- Obez
  • 40.5'in üzeri -- Morbid (ciddi)
  • 50 ve üstü -- Süper Obez olarak belirlenmiştir.

Obeziteye yol açan enerji fazlalığı sağlıksız veya dengesiz beslenmeye bağlı olarak oluşabileceği gibi bazı genetik yatkınlıklar da obezite hastalığının temelini oluşturabilir. Bunun yanı sıra hormonal bozukluklar, tiroid hastalıkları, bazı ilaçların kullanımı gibi durumlar da obezite nedenleri arasında yer alabilir.

Obezitenin yol açtığı nastalıklar nelerdir?

  • Diyabet-İnsülin Direnci

Obeziteye bağlı olarak en sık gelişen kronik hastalıklardan bir tanesi, halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığıdır. İnsanlarda yağ dokusunun aşırı miktarda artması, vücuttaki hücrelerin insülin hormonuna karşı olan duyarlılığını azaltır ve bu durum insülin direnci olarak adlandırılan sağlık sorununa neden olur. Kandaki şeker, insüline karşı duyarsızlaşmış olan hücrelerin içerisine alınamadığından kan şekerinde yükseklik gözlenir. Söz konusu durum, Tip-2 diyabetin gelişmesinde etkili olan sorundur. Tip-2 diyabet, şeker hastalığının en yaygın türüdür ve obezite hastalarının birçoğunda insülin direnci görülür. Prediyabet (diyabet öncesi) olarak isimlendirilen ve diyabetin henüz tam olarak gelişmemiş olduğu başlangıç seviyesindeki hastalarda insülin direnci gözlenir. Zayıflama diyeti veya obezite cerrahisi gibi tedavi yöntemleriyle obezite durumunun ortadan kaldırılması, prediyabet dönemindeki hastalarda insülin direncinin azaltılarak diyabet hastalığının oluşmadan önlenebilmesi açısından çok önemlidir.

  • Hipertansiyon

Ülkemizde ve dünya genelinde yaygın şekilde görülen hipertansiyon hastalığı, obezite hastalarında normal kilodaki bireylere oranla yaklaşık olarak 3 kat daha fazla görülür. Obez bireylerde hipertansiyonun ortaya çıkış sebepleri arasında yağ dokusundaki artış, buna bağlı olarak aşırı insülin üretimi (hiperinsülinemi) ve insülin direnci, damar ve hücre yapılarında bozulmalar gibi pek çok faktör yer alır. Dolayısıyla obezite hastalarının ideal kilolarına ulaştırılması, hipertansiyonun önlenmesi veya ilerleyişinin engellenmesi açısından oldukça etkilidir.

  • Koroner Arter Hastalığı

Obez bireylerde özellikle karında oluşan aşırı yağlanma, kalbin üzerinde baskı oluşturarak çalışmasını olumsuz etkileyebilir. Bunun yanı sıra obeziteye bağlı olarak gelişen insülin direncinin sonucunda kan şekeri yükselerek damar çeperlerinde yapısal bozulmalara yol açabilir, bu da kardiyovasküler hastalıkların temelini oluşturabilir. Tüm bunlardan kaynaklı olarak obezite hastalarında kalp ve damar hastalıklarının görülme olasılığı sağlıklı kişilere oranla oldukça yükselir. Obezitenin mümkün olduğunca erken tedavi edilmesi ise bu hastalıkların önlenebilmesi açısından önem taşır.

  • Safra Kesesi Hastalıkları

Obezite hastaları, çoğunlukla kandaki kolesterol değerleri yüksek olan bireylerdir. Safra kesesinde üretilen safra sıvısının içeriğinde de bulunan kolesterolün kandaki değerinin normalin üzerine çıkması safra kalitesinin bozulmasına, bu da safra kesesinde taş oluşumuna neden olur. Bu nedenle safra kesesinde taş ve safra kanallarında tıkanıklık gibi olumsuzluklarla seyreden safra kesesi hastalıkları obezite ile doğrudan ilişkilidir.

  • Felç (İnme)

Obezitenin risk faktörü olarak değerlendirildiği sağlık sorunlarından bir diğeri de halk dilinde inme olarak da bilinen felç durumudur. Vücudun bir bölümündeki kasların istemli şekilde hareket ettirilmesi yeteneğinin herhangi bir nedenle kaybedilmesi felç olarak adlandırılan durumdur. Obezite hastalarında damarlarda oluşan yapısal bozulmalar ve tansiyon yüksekliği riskinin artması gibi sebeplerle miyokard infarktüsü (kalp krizi) ve beyin kanaması gibi ciddi akut komplikasyonların görülme sıklığı önemli ölçüde yükselir.

  • Uyku Apnesi

Obezite hastalarında damak ve küçük dil bölgesinde sarkma ve büyüme, solunum yollarında darlaşma ve nefes darlığı sıklıkla görülür. Uyku sırasında yatar pozisyonda olan vücutta karın bölgesinin oluşturduğu ağırlıktan kaynaklı olarak solunum yolunda daralma söz konusu olur. Oluşan bu komplikasyonların sonucunda kişide uykudayken belirli bir süre için nefes alıp vermenin durması ile karakterize bir sağlık sorunu olan uyku apnesi ortaya çıkar.

  • Astım

Yaşam kalitesini ciddi ölçüde düşüren hastalıklardan biri olan astım, obez bireylerde normal kilodaki bireylere oranla çok daha ağır seyreder. Hastalarda astım atakları kilodaki artışa bağlı olarak çok daha sık görülebilir ve hastalığın kontrol altında tutulması zorlaşır. Dolayısıyla obeziteyle bir arada seyreden astım hastalığının tedavisinde başarı oranının yükseltilebilmesi açısından kilo kontrolünün sağlanması önemlidir.

  • Psikolojik Problemler

Yol açtığı tıbbi komplikasyonların yanı sıra estetik anlamda da olumsuzluklar yaşayan obezite hastaları, toplum içerisinde hoş görülmeme veya dışlanma gibi sorunlar da yaşar. Bu durum hastalarda depresyon, özgüven eksikliği, obsesif kompülsif bozukluk gibi birtakım psikolojik sorunların görülme olasılığı yükselir. Bu hastalarda gelişen psikolojik problemler ve bunların yol açtığı sorunlar kilo kontrolünün sağlanarak bireylerin ideal kilolarına ulaştırılması ile minimuma indirilebilir.

Yukarıda da belirtildiği şekilde obezite, insan yaşamını büyük ölçüde etkileyen ve birçok hastalığın oluşumunda birincil risk faktörü olarak rol oynayan, bu nedenle mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunudur. Obezlerde mortalite (ölüm) oranı, diyete dayanan zayıflama yöntemleri ile tedavi sürecini kaldırabilecek durumda olduğunda zayıflama, diyetisyen tarafından kişiye özgü şekilde hazırlanmış bir beslenme planı ile programlı olarak gerçekleştirilmelidir. Fakat obezite çok ileri düzeyde ve yaşamı tehdit edecek boyutta ciddi komplikasyonlara yol açmış ise obezite cerrahisi şeklinde adlandırılan birtakım tedavi yöntemlerine başvurulması gerekebilir. Gastrik bypass, tüp mide ameliyatı, mide küçültme ameliyatı gibi bu yöntemlerin nasıl ve hangi durumlarda uygulanacağına obezite cerrahisi uzmanı tarafından yapılan detaylı muayene ışığında karar verilmelidir.

Morbid obezitede tedavi yaklaşımı nasıldır?

Aşırı ve hastalık derecesinde şişmanlığın (morbid obezite) görülme sıklığı değişen yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak son yıllarda önemli ölçüde artmıştır. Öyleki özellikle ABD ve İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin nüfuslarının üçte biri obezite derdinden muzdariptir. Obezite; genel kanının aksine sadece fazla kilo demek değildir. Özellikle morbid obezite tip 2 diyabet, kalp ve damar hastalıkları, eklem sorunları, uyku apnesi, psikolojik sorunlar, dermatolojik sorunlar gibi pek çok ek klinik soruna ortam hazırlar. Obezite hastalarında yalnızca deri altı yağ dokusunda kitlesel artış olmaz, organların tamamında yağlanma (karaciğer yağlanması gibi) ve çevredeki yağlı dokularda artış gerçekleşir.

Bunun yanı sıra halk arasında çok fazla bilinmemesine karşın obezite, kansere yakalanma riskini de arttırır. Yapılan bazı çalışmalarda morbid obez gebelerde, obezite ameliyatı sonrası zayıflayarak gebe kalanlara kıyasla anneye ve bebeğe ait sorunların çok daha fazla oranda yaşandığı gösterilmiştir. Her bir ek sorunun hem hastaya hem de toplam ekonomiye yükü de oldukça fazladır. Örneğin diyabet gelişen bir hastada ek olarak pek çok ilaç kullanmak, tetkik yaptırmak, diyabetin ek olarak getirdiği klinik sorunlarla uğraşmak ve çok daha fazla sayıda doktor müracaatı yapmak gerekecektir.

Obezite cerrahisi nedir ve hangi hastalara uygulanır?

Günümüzde ciddi komplikasyon geliştirme olasılığı yüksek olan morbid obezite hastalarında bu durumun cerrahi yöntemlerle tedavisi mümkündür. Bunun yanı sıra cerrahi tedavi, günümüz koşullarında en radikal ve en iyi sonuç veren tedavi seçeneğidir. Morbid obez hastaların çoğu diyet ve egzersiz programlarıyla bir süreliğine kilo verse de başarı oranı düşük (%3) ve yeniden kilo alma riski yüksektir. Cerrahi tedavi uygulanan hastalarda ise metabolizma değişir, özellikle tüp mide ameliyatı sonrası çok ciddi iştah kaybı olur, mide hacmi çok küçük olduğundan da yeme olayı kısıtlanır. Bu gibi nedenlerle cerrahi tedaviler ile tıbbi tedavi yöntemlerinin başarı açısından karşılaştırılmaları çok mümkün değildir. Fakat yine de bu uygulamanın neticede bir ameliyat ve ciddi bir karar olduğu göz önünde bulundurulduğunda uygun profildeki hastalarda ilk tedavi yaklaşımı daima diyet ve spor olmalıdır. Hastalarımızın çoğu defalarca denemiş; ancak başarılı olamadığı için bize başvuran hastalardan oluşmaktadır.

Morbid obezite hastalarında cerrahi operasyonlar, multidisipliner yaklaşımla gerçekleştirilmesi gereken girişimlerdir. Hastaların endokrinoloji uzmanı, diyetisyen ve gerektiğinde psikolog tarafından da değerlendirilmesi gerekir. Özellikle ameliyat öncesi hastaların hormonal bir sorunlarının olup olmadığı ve ameliyata uygunlukları endokrinolog tarafından mutlaka değerlendirilmelidir. Yine ameliyat öncesi midede olası başka bir patolojinin tespiti açısından mutlaka endoskopi de yapılmalıdır. Hastalar operasyondan önce, operasyon sonrası dönemde ne şekilde beslenecekleri konusunda diyetisyenler tarafından detaylı olarak bilgilendirilmelidir. Özellikle ilk birkaç ay beslenme düzeni ve metabolizmanın yeni duruma uyumu açısından bu takip çok önemlidir. Buna ek olarak ameliyat öncesinde hastalar psikolojik durumları açısından psikiyatrik incelemeye tabi tutulabilir. Ciddi psikiyatrik hastalıkları bulunan, alkol veya ilaç bağımlılığı olan bireyler ile operasyona ilişkin detayları kavrayamayacak durumda olan hastaların morbid obezite ameliyatı olmaları uygun değildir. Morbid obezite ameliyatı olacak kişilerde mümkünse aile içi destek de tam olmalıdır. Evdeki yemek düzeninden ameliyat sürecine kadar tüm aşamalarda aileden gelen motivasyon ve onayın varlığı, en az hastanın kararı kadar önemlidir.

Morbid obezite ameliyatları genelde kısıtlayıcı uygulamalar, emilimin bozulmasına yönelik uygulamalar ya da her ikisinin kombinasyonu şeklindedir.  Başka bir engel yoksa tüm ameliyatlar laparoskopik, yani kapalı yöntem ile yapılır.

Obezite cerrahisi uygulamaları nelerdir?

  • Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi)

Tüp mide ameliyatı, tüm midenin yaklaşık %75-80'inin çıkarılması ile gerçekleştirilen bir operasyondur. Operasyon sonrasında geride kalan midenin şeklinin tüpe benzemesi nedeniyle uygulama bu ismi almıştır. Midenin büyük bölümü cerrahi olarak çıkarıldığı ve geride 50-100 ml bir hacim kaldığı için tüketilen besin miktarı sınırlandırılır. Buradan anlaşılacağı üzere tüp mide ameliyatı, kısıtlayıcı tipte bir ameliyattır ve besin alımını azaltarak kilo vermeyi sağlar. Bu ameliyatta çıkarılan mide bölümünden (Fundus) salgılanan iştah hormonu (Ghrelin) işlem sonrasında azaldığı için hastalarda ciddi anlamda iştah azalması olur. Ameliyat sonrasında hastaların eski iştahlarına geri dönmemeleri başarıyı arttıran ciddi bir avantajdır.

Tüp mide ameliyatının diyabet ve hipertansiyon üzerine etkisi de oldukça yüksektir. Özellikle yalnızca ağızdan ilaçla tedavi gören diyabetikler ve hipertansif hastaların kullandığı ilaçlara çoğunlukla gerek kalmaz. Bu olumlu etki hastalarda ameliyatın hemen ardından başlar.

  • Mide Bypassı (Roux-en-y gastric bypass)

Midenin yemek borusundan hemen sonraki çok küçük bir kısmı geride kalacak şekilde büyük bir kısmının bypass edilmesi şeklinde gerçekleştirilen operasyondur. Bu uygulamada mide kısmına tekniğe uygun şekilde ince bağırsak getirilerek dikilir. Dolayısıyla hem mide hacmi küçülür hem de bağırsakların bir bölümü devre dışı bırakılmış olur. Sonuçta hem tüketilen yiyeceklerin miktarı az olur hem de emilimi etkilenmiş olur. Bu yöntemle özellikle insülin bağımlısı diyabetiklerin kan şekeri kontrolü de daha etkili bir şekilde düzenlenir.

Hangi yöntemin uygulanacağı nasıl belirlenir?

Günümüz koşullarında bakıldığında sonuçlar açısından iki operasyon tekniğinin arasında büyük farklılıklar olmadığı görülmektedir. Tüp mide ameliyatı daha fizyolojik bir yöntem olup komplikasyon ve operasyona bağlı mortalite gibi açılardan da daha düşük oranlara sahiptir. Tüp mide ameliyatının uygulanma süresi daha kısa, cerrah açısından da uygulanması daha kolaydır. Her iki teknik sonrasında da ameliyattan 3-4 yıl sonra hastaların bir kısmında yeniden kilo alma durumu söz konusu olabilir. Eğer teknik tüp mide ameliyatı ise bu hastalara resleeve (yeniden tüp mide) ameliyatı ya da mide bypassı ameliyatı yapılabilir. Eğer hasta daha önceden gastrik bypass geçirmişse, yeniden kilo alma durumunda ikinci bir cerrahi tedavi şansı yoktur. Burada bilinmesi gereken nokta tercih edilecek operasyon tekniğinden hekim tarafından yapılacak muayene ve tetkikler sonucunda hastaya özgü olarak belirlenmesi gerektiğidir.

Obezite cerrahisinin komplikasyonları nelerdir?

Hem tüp mide hem de gastrik bypass tekniğinde ameliyatın en önemli komplikasyonları kaçak ve kanamadır. Günümüzde gelişen modern teknikler ve deneyim ile bunların oranları önemli ölçüde düşmüş ve tedavi etme yetisi artmıştır. Her iki teknik de minimal invaziv tekniklerle (laparoskopik, robotik) uygulanır. Bu da hastaların ameliyat sonrası normal hayata hızla dönmelerine olanak sağlarken ağrı ve yara yeri komplikasyon oranlarını düşürür. Bariatrik cerrahi şeklinde de adlandırılan bu operasyonlar, endikasyonu bulunan uygun profildeki çocukluk dönemi hastalarında ve ergenlerde de güvenle uygulanabilir. Ergenliğe morbid obez giren çocukların %75’inin ileride de morbid obez olduğu bilinmektedir.

Cerrahi gerektirmeyen mide balonu uygulaması nedir?

Mide balonu silikondan yapılmış ve şişirilebilir bir tıbbi malzemedir. Endoskopik yolla mide içine bu balonun yerleştirilip şişirilmesi şeklinde gerçekleştirilen operasyon, mide balonu tekniği olarak adlandırılır. Böylece midede doluluk yaratan bir hacim oluşturularak tokluk hissinin elde edilmesi amaçlanır. Altı ay sonra balon, mideden kolaylıkla çıkarılabilir. Uygulama yaklaşık 20 dakikalık bir süre gerektirir. Cerrahi bir girişim değildir ve sıklıkla cerrahi operasyon düşünmeyen hastalarda uygulanır. Buna ek olarak süper morbid obez (VKİ=50-60) hastası olan olgularda 10 kg gibi bir kilo kaybı elde edilerek karaciğer volümünü küçültmek, böylelikle cerrahiyi kolaylaştırmak amacıyla da tercih edilebilir.

Eğer siz de bir obezite hastası iseniz veya vücut kitle indeksinizi hesapladığınızda 30 ve üzerinde olduğunu tespit ediyorsanız, bir sağlık kuruluşuna başvurarak hem rutin kontrollerinizi yaptırabilir hem de hekiminizle birlikte tedavi seçeneklerini değerlendirebilirsiniz. Hekiminizin muayene ve tetkikler sonucunda vereceği öneriler doğrultusunda tedavi sürecinizi bir an önce başlatarak obeziteden ve yol açabileceği komplikasyonlardan korunabilirsiniz.

satır arası

Prof. Dr.
Koray Topgül
Genel Cerrahi
VM Medical Park Kocaeli
75450

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren ögelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.