Meme Kanseri Nedir?
Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerin kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir kanser türüdür. Hastalık çoğunlukla süt kanallarını döşeyen hücrelerden veya süt üreten lobüllerden gelişir.
Kanser hücreleri başlangıçta yalnızca oluştukları bölgede sınırlı kalabilirken, zamanla çevre dokulara ilerleyebilir ve lenf ya da kan yoluyla vücudun farklı bölgelerine yayılabilir.
Meme kanseri tek bir hastalık değildir. Tümörün hangi hücreden geliştiği, çevre dokulara yayılıp yayılmadığı, hormon reseptörlerinin durumu ve HER2 gibi biyolojik özellikleri hastalığın davranışını ve uygulanabilecek tedavileri etkileyebilir. Bu nedenle meme kanseri tanısı konduğunda yalnızca tümörün büyüklüğü değil, biyolojik özellikleri de değerlendirilir.
Meme kanseri kadınlarda daha sık görülmekle birlikte erkeklerde de ortaya çıkabilir. Erken evrede hastalık herhangi bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle kişinin kendi memesindeki değişiklikleri fark etmesi ve yaşına ve risk durumuna uygun tarama programlarına katılması önem taşır.
Prof. Dr. Selin KAPAN, günümüzde tanı ve tedavisi kolaylaşan kanser türlerinden biri olan meme kanserinde en çok merak edilen 3 soruyu aşağıdaki videoda detaylıca ele alıyor.
Meme Kanseri Belirtileri Nelerdir?
Meme kanserinin belirtileri kişiden kişiye değişebilir ve bazı hastalarda erken dönemde hiçbir belirti görülmeyebilir. Memede fark edilen her değişiklik kanser anlamına gelmez ancak yeni ortaya çıkan veya kalıcı hale gelen değişikliklerin değerlendirilmesi önemlidir.
Meme kanserinde görülebilecek başlıca belirtiler şunlardır:
- Memede veya koltuk altında ele gelen kitle
- Meme şeklinde veya büyüklüğünde değişiklik
- Meme cildinde çekilme veya çukurlaşma
- Meme cildinde kızarıklık veya kalınlaşma
- Meme başında içe çekilme
- Meme başından akıntı
- Meme başı veya çevresinde kabuklanma
- Meme veya meme başında ağrı
- Koltuk altında lenf bezi büyümesi
- Memede asimetri veya yeni gelişen şekil değişikliği

Memede veya Koltuk Altında Ele Gelen Kitle
Memede yeni ortaya çıkan bir kitle, meme kanserinde en sık dikkat çeken belirtilerden biridir. Kitle sert, düzensiz sınırlı veya çevre dokulara daha sabit hissedilebilir. Bununla birlikte meme kanserindeki kitlelerin tamamı aynı özellikte değildir ve yalnızca elle muayene ederek kitlenin iyi veya kötü huylu olduğunu anlamak mümkün değildir.
Meme dokusunda kist, fibroadenom veya hormonal değişikliklere bağlı iyi huylu oluşumlar da kitle şeklinde hissedilebilir. Bu nedenle yeni fark edilen bir kitlenin büyüklüğü, sertliği veya ağrılı olup olmamasına bakılarak kesin yorum yapılmamalıdır.
Koltuk altında ele gelen şişlik veya sertlik de değerlendirilmesi gereken bulgulardandır. Meme dokusundaki kanser hücreleri bazı durumlarda lenf yolları aracılığıyla koltuk altındaki lenf bezlerine ulaşabilir. Ancak enfeksiyonlar ve farklı iltihabi durumlar da lenf bezlerinin büyümesine neden olabilir. Özellikle birkaç hafta içerisinde küçülmeyen veya giderek büyüyen lenf bezleri için değerlendirme yapılması uygun olur.
Meme Şeklinde veya Büyüklüğünde Değişiklik
Memeler doğal olarak birbirinden farklı büyüklükte veya biçimde olabilir. Ancak daha önce olmayan bir şekil değişikliği, memenin belirli bir bölümünde dolgunluk, çekilme veya bir memenin diğerine göre belirgin biçimde büyümesi değerlendirilmelidir.
Tümör dokusu meme içerisindeki bağ ve destek dokularını etkileyerek memenin dış görünümünde değişiklik oluşturabilir. Özellikle tek taraflı ve zaman içerisinde belirginleşen şekil değişiklikleri dikkat çekici olabilir.
Adet döngüsü, gebelik, emzirme ve hormonal değişiklikler de meme büyüklüğünde geçici değişikliklere neden olabilir. Bu nedenle değişikliğin ne kadar süredir bulunduğu ve beraberinde kitle, meme başı değişikliği veya cilt bulgularının olup olmadığı önem taşır.
Meme Cildinde Çekilme veya Çukurlaşma
Meme cildinin bir bölgesinde yeni gelişen çukurlaşma veya içeri doğru çekilme meme dokusunun altında meydana gelen değişikliklerle ilişkili olabilir. Özellikle kolların kaldırılması veya vücudun farklı pozisyonlarında bu çekilmeler daha belirgin hale gelebilir.
Bazı tümörler çevresindeki bağ dokusunu etkileyerek cildin alttaki yapılara doğru çekilmesine neden olabilir. Bunun sonucunda küçük çukurlar, düzensiz yüzey veya lokal çekinti oluşabilir.
Meme cildinde ortaya çıkan her çukurlaşma kanser anlamına gelmez. Geçirilmiş cerrahi işlemler, travmalar veya farklı meme hastalıkları da benzer görüntüler oluşturabilir. Ancak yeni gelişen ve kalıcı olan cilt çekilmelerinin değerlendirilmesi önemlidir.
Meme Cildinde Kızarıklık veya Kalınlaşma
Memede kızarıklık çoğunlukla enfeksiyon veya cilt hastalıkları gibi iyi huylu nedenlerle ortaya çıkar. Bununla birlikte özellikle geçmeyen, yaygınlaşan veya belirgin şişlikle birlikte seyreden kızarıklık meme kanserinin bazı türlerinde de görülebilir.
Meme cildi normalden daha kalın, sert veya ödemli hale gelebilir. Bazı durumlarda cilt yüzeyinde gözenekler belirginleşerek “portakal kabuğu” görünümüne benzeyen bir yapı oluşabilir. Bu bulgu özellikle lenfatik dolaşımın etkilenmesiyle ortaya çıkabilir.
Kızarıklığa memede ısı artışı, hassasiyet veya ağrı eşlik ettiğinde enfeksiyon olasılığı da değerlendirilmelidir. Antibiyotik veya diğer tedavilere rağmen düzelmeyen cilt değişikliklerinde daha ayrıntılı inceleme gerekebilir.
Meme Başında İçe Çekilme
Bazı kişilerin meme başları doğuştan içeri dönük olabilir ve bu durum tek başına hastalık göstergesi değildir. Ancak daha önce normal konumda olan bir meme başının sonradan içeri doğru çekilmesi dikkat edilmesi gereken bir değişikliktir.
Meme içerisindeki bir kitlenin süt kanalları veya çevredeki bağ dokusunu etkilemesi meme başının konumunu değiştirebilir. Meme başı yalnızca içeri çekilmekle kalmayıp bir tarafa doğru yön değiştirebilir veya hareketliliğini kaybedebilir.
Meme başındaki değişikliğe ciltte çekilme, kabuklanma, akıntı veya ele gelen kitle eşlik ediyorsa değerlendirme daha da önem kazanır. Yeni ortaya çıkan meme başı değişikliklerinin kişinin kendi kendine uzun süre takip edilmesi yerine uzman görüşü alınması daha doğru olur.
Meme Başından Akıntı
Meme başı akıntısı farklı nedenlerle ortaya çıkabilir ve her akıntı meme kanseri anlamına gelmez. Hormonal değişiklikler, bazı ilaçlar, süt kanallarındaki iyi huylu oluşumlar veya enfeksiyonlar meme başı akıntısına neden olabilir.
Özellikle tek memeden, tek bir kanaldan ve kendiliğinden ortaya çıkan akıntılar daha ayrıntılı değerlendirme gerektirebilir. Akıntının kanlı veya berrak özellikte olması da önemli bir bulgu olabilir.
Her iki memeden yalnızca sıkıldığında gelen sütlü akıntılar farklı hormonal nedenlerle ilişkili olabilir. Bu nedenle akıntının rengi, tek veya çift taraflı olması, kendiliğinden gelip gelmemesi ve eşlik eden meme değişiklikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Meme Başı veya Çevresinde Kabuklanma
Meme başında veya çevresindeki koyu renkli alanda kızarıklık, pullanma, kabuklanma veya yara benzeri değişiklikler dermatolojik sorunlara bağlı gelişebilir. Egzama, alerjik reaksiyonlar veya tahriş bu bölgede sık karşılaşılan nedenler arasındadır.
Ancak özellikle tek taraflı olan, tedaviye rağmen geçmeyen veya meme başında şekil değişikliğiyle birlikte görülen kabuklanmalar daha ayrıntılı incelenmelidir. Nadiren bazı meme kanseri türleri meme başı ve çevresinde egzama benzeri değişikliklerle ortaya çıkabilir. Kabuklanmaya kanama, akıntı, yanma veya meme başında içeri çekilme eşlik ediyorsa klinik değerlendirme yapılması önem taşır.
Meme veya Meme Başında Ağrı
Meme ağrısı oldukça yaygın bir şikâyettir ve çoğu zaman kanserden kaynaklanmaz. Özellikle adet öncesi dönemde ortaya çıkan hormonal değişiklikler memelerde hassasiyet, dolgunluk ve ağrıya neden olabilir. Kistler, enfeksiyonlar, kas-iskelet sistemi sorunları ve uygun olmayan sütyen kullanımı da meme ağrısına yol açabilir.
Meme kanseri çoğu zaman başlangıçta ağrısız seyredebilse de bazı hastalarda ağrı görülebilir. Özellikle tek bir bölgede sürekli devam eden, adet döngüsüyle ilişkili olmayan ve giderek belirginleşen ağrılar değerlendirilmelidir.
Ağrıya ele gelen kitle, ciltte çekilme, meme başında değişiklik veya akıntı eşlik etmesi durumunda klinik inceleme daha önemli hale gelir. Tek başına ağrı ise meme kanserini düşündüren kesin bir bulgu değildir.
Koltuk Altında Lenf Bezi Büyümesi
Koltuk altındaki lenf bezleri bağışıklık sisteminin önemli parçalarından biridir ve enfeksiyonlar sırasında geçici olarak büyüyebilir. Ancak meme kanseri bazı durumlarda lenf yolları üzerinden bu bölgedeki lenf bezlerine yayılabilir.
Koltuk altında ele gelen sert, ağrısız veya giderek büyüyen bir şişlik bu nedenle değerlendirilmelidir. Bazı kişilerde memede belirgin bir kitle fark edilmeden önce koltuk altındaki lenf bezi büyümesi dikkat çekebilir.
Lenf bezi büyümesinin kanser dışında çok sayıda nedeni bulunduğundan yalnızca elle muayeneyle neden belirlenemez. Klinik muayene ve gerektiğinde ultrason gibi görüntüleme yöntemleriyle lenf bezlerinin yapısı değerlendirilebilir.
Memede Asimetri veya Yeni Gelişen Şekil Değişikliği
Memelerin doğal olarak birbirinin tamamen aynısı olması beklenmez. Birçok kişide bir meme diğerinden biraz daha büyük veya farklı biçimde olabilir. Burada önemli olan, kişinin daha önce var olmayan yeni bir asimetri fark etmesidir.
Bir memenin belirli bir bölümünde çökme, kabarıklık, kontur değişikliği veya memenin duruşunda farklılık ortaya çıkabilir. Tümörün çevre dokular üzerindeki etkisi bazı durumlarda meme şeklinde bu tür değişikliklere neden olabilir.
Özellikle kısa süre içerisinde gelişen veya ilerleyici özellik gösteren asimetri, cilt değişiklikleri ve meme başındaki farklılıklarla birlikte değerlendirilmelidir. Kişinin kendi meme yapısını tanıması, yeni gelişen değişikliklerin daha erken fark edilmesine yardımcı olabilir.
Meme Kanseri Türleri Nelerdir?
Meme kanseri, başladığı hücre tipine ve çevre dokulara yayılıp yayılmadığına göre farklı türlere ayrılır. En önemli ayrımlardan biri, kanser hücrelerinin başladıkları yapının dışına çıkıp çıkmadığıdır.
Duktal karsinoma in situ (DCIS), anormal hücrelerin süt kanalları içerisinde sınırlı kaldığı noninvaziv bir durumdur. Hücreler henüz çevredeki meme dokusuna geçmemiştir.
İnvaziv duktal karsinom, süt kanallarını döşeyen hücrelerden gelişir ve kanal sınırının dışına çıkarak çevre meme dokusuna yayılır. İnvaziv meme kanserlerinin en sık görülen türlerinden biridir.
İnvaziv lobüler karsinom ise süt üreten lobüllerden gelişir ve çevre dokulara yayılım gösterir. Bazı hastalarda birden fazla odakta veya her iki memede görülebilir.
Bunların yanında inflamatuvar meme kanseri, Paget hastalığı ve daha nadir histolojik meme kanseri türleri de bulunur. Meme kanserleri biyolojik özelliklerine göre de sınıflandırılabilir. Tümör hücrelerinde östrojen reseptörü (ER), progesteron reseptörü (PR) ve HER2 durumu araştırılır. Bu özellikler hormon tedavisi veya HER2 hedefli tedaviler gibi seçeneklerin belirlenmesinde önem taşır.
Meme Kanseri Neden Olur?
Meme kanseri, meme hücrelerinde zamanla meydana gelen genetik değişikliklerin hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına yol açmasıyla gelişir. Ancak çoğu hastada tek bir neden belirlemek mümkün değildir.
Yaşın ilerlemesi, ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsü, BRCA1 ve BRCA2 gibi bazı kalıtsal gen değişiklikleri, daha önce göğüs bölgesine radyasyon tedavisi uygulanmış olması ve bazı hormonal ve üreme özellikleri riski artırabilir.
Alkol tüketimi, fazla kilo ve özellikle menopoz sonrası obezite ile fiziksel hareketsizlik gibi değiştirilebilir faktörler de meme kanseri riskiyle ilişkilidir. Buna karşılık bir veya birden fazla risk faktörüne sahip olmak kişinin mutlaka meme kanseri geliştireceği anlamına gelmez. Aynı şekilde hiçbir belirgin risk faktörü bulunmayan kişilerde de meme kanseri gelişebilir.
Meme Kanseri Nasıl Anlaşılır?
Meme kanseri yalnızca elle muayene ile kesin olarak anlaşılamaz. Şüpheli bir kitle veya değişiklik fark edildiğinde klinik meme muayenesi ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Yaşa ve klinik duruma göre mamografi, meme ultrasonografisi ve bazı durumlarda meme MR'ı kullanılabilir. Görüntülemede şüpheli bir alan saptandığında kesin tanının konulabilmesi için genellikle biyopsi gerekir.
Biyopsiyle alınan doku örneğinin patolojik incelemesinde kanser hücrelerinin varlığı, tümör tipi ve derecesi belirlenir. ER, PR ve HER2 gibi biyobelirteçlerin değerlendirilmesi de tedavinin planlanmasına yardımcı olur.
Kendi Kendine Meme Muayenesi Yapmak Mümkün mü?
Kişinin kendi memesini tanıması ve yeni gelişen değişiklikleri fark etmesi mümkündür. Memelerin normal görünüm ve dokusunu bilmek, yeni bir kitle, çekilme, akıntı veya cilt değişikliğinin daha kolay fark edilmesine yardımcı olabilir.
Ancak kendi kendine meme muayenesi, mamografi gibi tarama yöntemlerinin yerine geçmez ve tek başına meme kanserini dışlayamaz. Memede fark edilen her kitle de kanser değildir. Yeni gelişen bir kitle, meme başında değişiklik, kanlı akıntı veya ciltte çekilme fark edildiğinde kendi kendine takip ederek uzun süre beklemek yerine hekim değerlendirmesi yapılmalıdır.
Memede Ağrı Kanser Belirtisi midir?
Memede ağrı oldukça yaygın bir şikâyettir ve çoğu zaman meme kanserinden kaynaklanmaz. Hormonal değişiklikler, adet döngüsü, kistler, enfeksiyonlar, kullanılan bazı ilaçlar veya göğüs duvarındaki kas-iskelet sistemi sorunları meme ağrısına neden olabilir.
Bununla birlikte meme kanseri bazı kişilerde ağrıyla da ortaya çıkabilir. Özellikle tek bölgede kalıcı olan, giderek artan veya beraberinde kitle, meme başı değişikliği, ciltte çekilme ya da akıntı bulunan ağrıların değerlendirilmesi gerekir.
Meme Kanserinde Erken Tanı Ne Kadar Önemli?
Meme kanseri erken evrede herhangi bir belirti vermeyebilir. Bu nedenle tarama programları, hastalığın henüz klinik belirti oluşturmadan tespit edilmesine yardımcı olabilir. Mamografi meme kanserinin erken saptanmasında kullanılan temel tarama yöntemlerinden biridir.
Hastalık meme veya sınırlı bölgesel alanla sınırlıyken tedavi seçenekleri daha farklı olabilir. Erken tanı aynı zamanda tümörün biyolojik özelliklerinin daha erken değerlendirilmesine ve uygun tedavinin planlanmasına olanak sağlar. Taramanın ne zaman başlayacağı ve hangi aralıklarla yapılacağı kişinin yaşı, aile öyküsü ve bireysel risk durumuna göre belirlenmelidir.
Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri Nelerdir?
Meme kanseri tedavisi hastalığın evresine, tümörün büyüklüğüne, lenf bezi durumuna, ER-PR-HER2 özelliklerine, hastanın yaşına ve genel sağlık durumuna göre kişiye özel planlanır.
Meme kanseri tedavisinde kullanılan başlıca yöntemler şunlardır:
- Cerrahi tedavi
- Radyoterapi
- Kemoterapi
- Hormon tedavisi
- HER2 hedefli ve diğer hedefe yönelik tedaviler
- İmmünoterapi
Cerrahi Tedavi
Cerrahi tedavi, özellikle erken ve lokal ileri evre meme kanserlerinde tedavinin temel basamaklarından biridir. Cerrahinin amacı, kanserli dokuyu çevresinde yeterli miktarda sağlıklı doku ile birlikte çıkarmak ve gerekli durumlarda koltuk altı lenf bezlerinin durumunu değerlendirmektir. Uygulanacak cerrahi yöntemin kapsamı tümörün büyüklüğüne, memedeki yerleşimine, memenin hacmine, hastalığın yaygınlığına ve kişinin genel sağlık durumuna göre belirlenir.
Meme koruyucu cerrahide yalnızca tümörlü bölge ve çevresindeki sınırlı miktarda sağlıklı doku çıkarılır. Bu yöntem lumpektomi veya parsiyel mastektomi gibi isimlerle de anılabilir. Meme koruyucu cerrahinin ardından kalan meme dokusunda olası mikroskobik kanser hücrelerini kontrol altına almak amacıyla çoğu hastada radyoterapi uygulanması gündeme gelir.
Mastektomi ise meme dokusunun tamamının veya büyük bölümünün çıkarıldığı cerrahi yöntemdir. Tümörün memeye göre büyük olması, memede birden fazla odak bulunması, bazı genetik riskler veya hastanın bireysel özellikleri nedeniyle mastektomi tercih edilebilir. Uygun hastalarda meme rekonstrüksiyonu aynı ameliyatta veya daha sonraki bir dönemde planlanabilir.
Cerrahi sırasında koltuk altındaki lenf bezlerinin değerlendirilmesi için sentinel lenf nodu biyopsisi yapılabilir. Sentinel lenf nodu, meme bölgesinden gelen lenf akımının ilk ulaştığı lenf bezlerinden biridir. Bu bezde kanser hücresi bulunup bulunmadığı, daha kapsamlı lenf bezi cerrahisine ihtiyaç olup olmadığı konusunda yol gösterici olabilir.
Radyoterapi
Radyoterapi, yüksek enerjili ışınlar kullanılarak kanser hücrelerinin çoğalma yeteneğini azaltmayı ve tedavi edilen bölgede hastalığın tekrarlama riskini düşürmeyi amaçlayan bir tedavi yöntemidir. Meme kanserinde özellikle meme koruyucu cerrahi sonrasında sık kullanılan tedavilerden biridir.
Meme koruyucu cerrahi sonrasında memede gözle görülemeyen mikroskobik kanser hücreleri kalabileceği için radyoterapi uygulanabilir. Bazı mastektomi hastalarında da tümörün büyüklüğü, lenf bezi tutulumu veya göğüs duvarına yakınlığı gibi faktörlere bağlı olarak ameliyat sonrası radyoterapi gerekebilir.
Radyoterapi planlaması kişiye özel yapılır. Tedavi alanının belirlenmesinde ameliyat bölgesi, tümörün başlangıçtaki yeri, lenf bezlerinin durumu ve çevrede bulunan kalp ile akciğer gibi organların konumu dikkate alınır. Amaç, gerekli bölgeye yeterli radyasyon dozunu verirken çevredeki sağlıklı dokuları mümkün olduğunca korumaktır.
Tedavi genellikle belirli günlere bölünmüş seanslar halinde uygulanır. Seans sayısı kullanılan tedavi protokolüne göre değişebilir. Radyoterapi sırasında ciltte kızarıklık, hassasiyet, yorgunluk veya tedavi edilen bölgede geçici ödem gibi yan etkiler görülebilir. Yan etkilerin şiddeti kişiden kişiye değişir ve çoğu tedavi sonrasında zamanla azalabilir.
Kemoterapi
Kemoterapi, kanser hücrelerinin çoğalmasını durdurmayı veya bu hücreleri yok etmeyi amaçlayan sistemik ilaç tedavisidir. Sistemik olması, ilaçların yalnızca memedeki tümörü değil, kan dolaşımı yoluyla vücudun farklı bölgelerinde bulunabilecek kanser hücrelerini de hedefleyebilmesi anlamına gelir.
Meme kanserinde kemoterapi ameliyattan önce veya ameliyattan sonra uygulanabilir. Ameliyat öncesinde verilen kemoterapi, neoadjuvan tedavi olarak adlandırılır ve özellikle daha büyük tümörlerde tümör boyutunu küçültmek, cerrahiyi kolaylaştırmak ve tedaviye yanıtı değerlendirmek amacıyla kullanılabilir.
Ameliyat sonrasında uygulanan kemoterapi ise adjuvan tedavi olarak adlandırılır. Bu yaklaşımın amacı, vücutta kalmış olabilecek mikroskobik kanser hücrelerinin kontrol altına alınması ve hastalığın tekrarlama riskinin azaltılmasıdır.
Kemoterapinin gerekip gerekmediği yalnızca meme kanserinin evresine göre belirlenmez. Tümörün büyüklüğü, lenf bezi tutulumu, tümör derecesi, hormon reseptörleri, HER2 durumu ve bazı durumlarda genetik test sonuçları birlikte değerlendirilir.
Tedavi sırasında saç dökülmesi, bulantı, halsizlik, ağız yaraları, enfeksiyon riskinde artış veya kan hücrelerinde azalma gibi yan etkiler görülebilir. Ancak kullanılan ilaçlara göre yan etkiler farklılık gösterebilir ve destekleyici tedavilerle bu etkilerin bir bölümü kontrol altına alınabilir.
Hormon Tedavisi
Hormon tedavisi, östrojen veya progesteron reseptörü pozitif meme kanserlerinde kullanılan önemli tedavi yöntemlerinden biridir. Bu tümörlerde kanser hücrelerinin büyümesi ve çoğalması bazı hormonlardan etkilenebildiği için tedavi, hormonların etkisini azaltmayı veya engellemeyi hedefler.
Hormon tedavisi çoğunlukla ameliyat sonrasında hastalığın tekrarlama riskini azaltmak amacıyla uygulanır. Bazı ileri evre meme kanserlerinde ise hastalığı uzun süre kontrol altında tutmak amacıyla kullanılabilir.
Tedavi seçimi kişinin menopoz durumuna göre değişebilir. Premenopozal kadınlarda farklı hormon baskılayıcı yöntemler gündeme gelebilirken, menopoz sonrası dönemde aromataz inhibitörleri gibi farklı ilaçlar tercih edilebilir. Bazı hastalarda yumurtalık fonksiyonlarının geçici veya kalıcı olarak baskılanması da tedavi planına dahil edilebilir.
Hormon tedavisi genellikle uzun süreli bir tedavidir ve birkaç yıl boyunca devam edebilir. Tedavi süresi tümörün özelliklerine ve kişinin risk durumuna göre belirlenir.
Sıcak basması, eklem ağrısı, vajinal kuruluk ve kemik yoğunluğunda azalma gibi yan etkiler bazı hormon tedavilerinde görülebilir. Bu nedenle hastaların kemik sağlığı ve diğer olası yan etkiler açısından düzenli takip edilmesi önemlidir.
HER2 Hedefli ve Diğer Hedefe Yönelik Tedaviler
Hedefe yönelik tedaviler, kanser hücrelerinin büyüme ve çoğalma mekanizmalarında rol oynayan belirli molekülleri hedefleyen ilaçlardır. Meme kanserinde en iyi bilinen hedeflerden biri HER2 proteinidir.
HER2 pozitif meme kanserlerinde kanser hücrelerinin yüzeyinde HER2 proteini normalden fazla bulunabilir. Bu durum tümörün daha hızlı büyümesine katkıda bulunabilir. HER2'yi hedefleyen ilaçlar, bu proteinin işlevini engelleyerek kanser hücrelerinin büyümesini ve çoğalmasını kontrol altına almaya yardımcı olabilir.
HER2 hedefli tedaviler ameliyat öncesinde, ameliyat sonrasında veya metastatik hastalıkta kullanılabilir. Bazı hastalarda birden fazla HER2 hedefli ilacın birlikte kullanılması tercih edilebilir. Kullanılacak tedavi kombinasyonu hastalığın evresine ve daha önce alınan tedavilere göre belirlenir.
Meme kanserinde HER2 dışındaki moleküler hedeflere yönelik tedaviler de bulunmaktadır. Örneğin bazı hormon reseptörü pozitif meme kanserlerinde hücre döngüsünü kontrol eden mekanizmaları hedefleyen ilaçlardan yararlanılabilir. BRCA gibi belirli genetik değişikliklerin bulunduğu bazı hastalarda farklı hedefe yönelik tedaviler değerlendirilebilir.
Hedefe yönelik tedaviler klasik kemoterapiden farklı mekanizmalarla çalışsa da yan etkisiz değildir. Kalp fonksiyonlarında değişiklik, ishal, cilt sorunları, yorgunluk veya kan hücrelerinde azalma gibi yan etkiler kullanılan ilaca göre ortaya çıkabilir. Bu nedenle tedavi boyunca düzenli takip yapılır.
İmmünoterapi
İmmünoterapi, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini daha etkili şekilde tanımasını ve onlara karşı yanıt oluşturmasını desteklemeyi amaçlayan tedavi yöntemidir. Normal koşullarda bazı kanser hücreleri bağışıklık sisteminin kendilerini fark etmesini engelleyen mekanizmalar geliştirebilir. İmmünoterapi ilaçları bu mekanizmaların bir bölümünü engelleyerek bağışıklık yanıtını güçlendirebilir.
Meme kanserinde immünoterapi her hastada kullanılan standart bir tedavi değildir. Özellikle bazı üçlü negatif meme kanseri türlerinde belirli biyolojik özellikler bulunduğunda tedavi planına dahil edilebilir. Bu tedaviler ameliyat öncesi veya ileri evre hastalıkta kemoterapiyle birlikte uygulanabilir.
İmmünoterapi kararında yalnızca meme kanseri tanısı değil, tümörün alt tipi, evresi ve biyobelirteç sonuçları da dikkate alınır. Bu nedenle tedaviye başlanmadan önce patolojik ve moleküler değerlendirme yapılması önemlidir.
İmmünoterapi bağışıklık sistemini aktive ettiği için bazı yan etkiler bağışıklık sisteminin sağlıklı dokulara karşı reaksiyon göstermesi sonucunda gelişebilir. Cilt, bağırsaklar, tiroid, akciğerler, karaciğer veya farklı organlar etkilenebilir. Bu nedenle yeni gelişen nefes darlığı, uzun süren ishal, ciddi cilt döküntüsü veya aşırı halsizlik gibi belirtiler tedavi ekibine bildirilmelidir.
Meme Kanseri Ameliyatı Nasıl Yapılır?
Meme kanseri ameliyatında temel amaç tümörlü dokunun güvenli cerrahi sınırlarla çıkarılmasıdır. Uygulanacak ameliyatın kapsamı tümörün büyüklüğüne, yerine, memenin yapısına ve hastanın özelliklerine göre belirlenir.
Meme koruyucu cerrahi, tümörün ve çevresindeki sınırlı miktarda sağlıklı dokunun çıkarılması esasına dayanır. Bu işlem lumpektomi olarak da adlandırılabilir. Meme koruyucu cerrahi sonrasında radyoterapi sıklıkla tedavinin bir parçası olur.
Mastektomi ise meme dokusunun daha geniş ölçüde veya tamamen çıkarılmasıdır. Tümörün yaygınlığı, meme-tümör oranı, genetik risk veya kişinin tedavi tercihleri gibi faktörlere göre değerlendirilebilir.
Ameliyat sırasında koltuk altı lenf bezlerinin durumunu belirlemek amacıyla sentinel lenf nodu biyopsisi yapılabilir. Gerekli durumlarda daha geniş lenf bezi cerrahisi uygulanabilir. Bazı hastalarda meme rekonstrüksiyonu mastektomiyle aynı ameliyatta veya daha sonraki bir zamanda planlanabilir.
Meme Kanserinden Korunmak Mümkün mü?
Meme kanserini tamamen önlemenin garantili bir yolu bulunmamaktadır. Bununla birlikte bazı değiştirilebilir risk faktörlerinin kontrol edilmesi riski azaltmaya yardımcı olabilir.
Sağlıklı vücut ağırlığını korumak, düzenli fiziksel aktivite yapmak, alkol tüketimini sınırlandırmak ve genel olarak dengeli bir yaşam tarzı benimsemek meme kanseri riskinin azaltılmasına katkıda bulunabilir.
Ailesinde güçlü meme veya yumurtalık kanseri öyküsü bulunan ya da BRCA1, BRCA2 gibi yüksek riskli gen değişiklikleri taşıyan kişilerde standart risk azaltma yaklaşımından farklı seçenekler değerlendirilebilir. Bu kişilerde daha yakın tarama, bazı risk azaltıcı ilaçlar veya çok yüksek risk durumunda koruyucu cerrahi seçenekleri gündeme gelebilir.
Risk azaltıcı cerrahi dahi riski tamamen sıfırlamaz. Bu nedenle meme kanserinden korunma yaklaşımı, kişinin aile öyküsü, genetik özellikleri ve bireysel risk faktörleri dikkate alınarak planlanmalıdır.
