Trombosit Nedir? Trombosit Düşüklüğü ve Yüksekliği

Trombosit Nedir? Trombosit Düşüklüğü ve Yüksekliği

Trombositler, kanın pıhtılaşmasında ve hasar gören damarların onarılmasında görev alan hücresel yapılardır. Trombosit sayısının normalden düşük veya yüksek olması enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi sorunları, kemik iliği hastalıkları, kan kaybı ve farklı sağlık durumlarıyla ilişkili olabilir. Sonuçların yaş, belirtiler ve diğer kan değerleriyle birlikte değerlendirilmesi önemlidir.

Güncelleme :
Görüntüleme : 23.185
Medical Park’ı sağlıkta güvenilir kaynağınız olarak seçin
ai Bu İçeriği Yapay Zeka İle Özetle

Trombosit Nedir?

Trombosit, platelet veya kan pulcukları kanımızda bulunan kırmızı ve beyaz kan hücreleri gibi hücresel elemanlardan biridir. Trombositler kemiklerimizin merkezinde bulunan kemik iliği dokusunda megakaryosit adı verilen hücrelerin olgunlaştıktan sonra kana geçerken parçalanması ile oluşan hücre parçacıklarıdır.

Trombositler, bünyelerindeki biyokimyasal madde içeriği sayesinde kanda meydana gelen belli başlı kimyasal reaksiyonların düzenlenmesinde önemli görevler üstlenirler.

Bununla birlikte temel görevleri, kan damarlarının yaralanması sonucu kanama durumunda; yara bölgesinin erken dönemde kapatılması ve onarılmasıdır. Yaralanma durumunda trombositlerin dış kısımlarında belli değişiklikler meydana gelir ve hem yara dokusuyla, hem de diğer trombositlerle etkileşerek yarayı kapatan geçici bir tıkaç meydana getirir.

Bu sırada yaranın uzun dönem kapanıp iyileşmenin sağlanması için gerekli olan pıhtılaşma sürecine katkıda bulunarak pıhtının oluşumunu hızlandırır. Aynı şekilde tüm bu süreçler esnasında kanama miktarının azaltılması için kan damarı çeperinin kasılmasına da yardımcı olur.

Tüm bu özellikleri ile trombositler kanamaların önlenmesi, durdurulması ve yara dokularının iyileşmesi için vazgeçilmez elemanlardır. Bununla ilişkili olarak, trombositlerin belli sayının altına düşmesi durumunda kan damarları yaralanmaya açık hale gelir. Meydana gelen kanamalar durdurulamaz ve yaranın iyileşmesi zorlaşır.

Trombosit Ne İşe Yarar?

Trombosit Ne İşe Yarar?

Trombositler, kemik iliğinde üretilen ve kanın pıhtılaşmasında görev alan küçük hücresel yapılardır. Bir damar hasar gördüğünde trombositler hızla o bölgeye yönelir, birbirine tutunur ve geçici bir tıkaç oluşturarak kanamanın durmasına yardımcı olur. Ardından pıhtılaşma sistemi devreye girer ve hasarlı damar bölgesinde daha sağlam bir pıhtı oluşur.

Trombositler yalnızca kanamayı durdurmakla kalmaz, damar duvarının onarılması ve yara iyileşmesi süreçlerine de katkıda bulunur. Trombosit sayısının düşük olması kolay morarma, burun veya diş eti kanaması ve uzun süren kanamalara yol açabilir.

Sayının çok yüksek olması ise bazı kişilerde damar içinde pıhtı oluşma riskini artırabilir. Bu nedenle trombosit değeri, diğer kan sonuçları ve kişinin belirtileriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Trombosit Kaç Olmalı?

Sağlıklı bir insanda tam kan sayımı sonucunda trombosit değerinin 150,000 ile 450,000 hücre/ml arasında olması gerekir. Trombosit değerinin 150,000’nin altına düşmesi durumunda, trombositopeni adı verilen trombosit düşüklüğünden bahsedilir. Eğer bu değer 450,000’nin üstünde saptanırsa, duruma trombositoz adı verilir ve trombosit yüksekliği tespit edilmiş olur.

Trombosit Düşüklüğü Nedir?

Trombosit düşüklüğü veya trombositopeni durumu, altta yatan pek çok hastalığa bağlı gelişebileceği gibi doğrudan trombosit ile ilişkili hastalıklarda da görülebilir. Bu anlamda iki mekanizma üzerinden trombosit miktarında azalma gözlenebilir:

Trombosit üretiminde azalma: Trombositler megakaryosit olarak kemik iliğinde üretilir. Diğer kan hücreleri gibi trombositlerin üretimi bazı hormonların ve biyokimyasal maddenin kontrolü altında düzenlenir.

Buna göre, kemik iliğinde bir hasar olması, kemik iliğindeki trombosit üretiminin baskılanması veya düzenleyici hormon ve maddelerin miktarının azalması durumunda trombosit üretimi de sekteye uğrar ve trombosit sayısı düşer.

Trombosit yıkımında artma: Trombositler, aynı diğer kan hücreleri gibi yaşlandıkça veya fonksiyon kaybına uğradıkça dalak gibi çeşitli vücut dokularında yıkılır ve yenisi üretilir. Çeşitli hastalıklarda trombositlerin bu yıkım süreci hızlanır veya doğrudan kan içinde veya dokularda yıkıma uğrar. Bu durumlarda trombositlerin sayısı azalır.

Kanın seyrelmesi: Tam kan sayımı, kan sıvısına oranla hücre miktarını hesapladığından kanın sıvı oranının artması durumunda normal sayıdaki trombosit miktarı düşük olarak tespit edilebilir.

Trombosit Düşüklüğünün Sebepleri Nelerdir?

Trombositopeniye neden olan sağlık sorunları şu şekilde sıralanabilir:

  • B12 vitamini veya folik asit eksikliği: Kan hücrelerinin üretimi bozularak ciddi aneminin yanında trombosit miktarında azalmaya yol açar.
  • Gebelik: Trombosit yıkımı artarken kanın sıvı oranı artarak seyreldiğinden trombosit miktarı düşük tespit edilir.
  • İlaç yan etkileri: Bazı ilaçlar trombosit üretimini bozarak trombositopeni yapar.
  • Aplastik anemi: Kemik iliğinin yetmezliği olarak da ifade edilebilen bu durumda trombosit üretimi ciddi oranda azalır.
  • Önceden yapılmış kan nakli: Başka vericilere ait kanların nakli sırasında oluşan antikorlar nedeniyle trombositler yıkıma uğrayabilir.
  • Kan zehirlenmesi (Sepsis): Kanın bakterilerce enfekte olması sonucu trombositler hızla yıkıma uğrar.
  • Bazı viral enfeksiyonlar: Suçiçeği, EBV veya HIV gibi bazı viral enfeksiyonlar trombositlerin yıkımı artırır.
  • Bazı immünolojik rahatsızlıklar: İdiyopatik trombositopenik purpura gibi oto-immün hastalıklarda veya bazı romatolojik rahatsızlıklarda trombositlerin dalaktaki yıkımı hızlanır.
  • Hipersplenizm (Dalağın fazla çalışması): Çeşitli hastalıklar nedeniyle dalağın büyümesi ve fazla çalışması kandaki trombositlerin hızla yıkımına neden olur.
  • Bazı toksik maddelerle zehirlenmeler ve radyasyon: Kurşun, benzen gibi bazı toksik maddelerin vücutta birikmesi veya yoğun radyasyona maruz kalma durumlarında kemik iliği baskılanarak trombositlerin üretimi azalır.
  • Alkol tüketimi: Uzun süreli alkol tüketimi trombosit miktarında azalmaya yol açar.
  • Hematolojik kanserler: Lösemiler ve bazı lenfomalar kemik iliğinin fonksiyonunda bozulmayla sonuçlanır ve trombosit üretimi sekteye uğrar.
  • Kemik iliği hastalıkları: Myelofibrozis veya myelodisplazi gibi çeşitli kemik iliği hastalıklarında trombositlerin üretimi azalır.
  • Kronik hastalıklar: Vücuttaki çeşitli sistemlerin kronik rahatsızlıkları trombosit miktarını düşürebilir.

Trombosit Düşüklüğü Belirtileri Nelerdir?

Trombosit miktarı azaldıkça çeşitli klinik belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerin varlığı ve şiddeti, miktardaki düşüşle doğru orantılı olarak gerçekleşir. Başka bir deyişle, trombosit sayısı ne kadar düşükse, o kadar şiddetli ve ciddi klinik tablolar meydana gelir. Bu anlamda, aşağıdaki belirtiler trombosit düşüklüğünü akla getirir:

  • Vücudun özellikle kol ve bacakların temas bölgelerinde kırmızı, mor veya kahverengi renklerde morluklar (purpura)
  • Küçük kırmızı veya mor renkli noktalardan oluşan renk değişiklikleri (peteşi)
  • Tekrarlayan burun kanamaları
  • Diş eti kanamaları
  • Uzun süren ve çok miktarda adet kanamaları
  • Yaralanma durumunda kanamanın uzun sürmesi veya durmaması
  • Makattan veya idrardan kan gelmesi
  • Trombosit miktarı ciddi düştüğünde vücutta hayatı tehdit eden iç kanamalar gelişebilir ve buna bağlı olarak beyin kanaması, kanlı idrar, kanlı dışkı veya kan kusma gibi durumlar ortaya çıkabilir.

Trombosit Yüksekliği Nedir?

Trombosit miktarının artması veya trombositoz durumunda, trombosit düşüklüğüne neden olan mekanizmaların tersi söz konusudur. Buna göre aşağıdaki durumlardan birinin varlığı düşünülür:

Trombosit üretiminde artma: Özellikle kan hücrelerinin düzenlenmesinde rol oynayan hormon ve kimyasal maddelerin artması durumunda veya çeşitli kemik iliği tümörlerinde trombosit miktarı artar.

Trombosit yıkımında azalma: Trombositlerin temel yıkım yeri olan dalağın alınması gibi durumlarda trombositlerin ömrü uzar ve kandaki sayısı artış gösterir.

Kanın derişik hale gelmesi: Kanın sıvı oranının azalması durumunda tam kan sayımı tetkikinde trombosit sayısı göreceli olarak yüksek tespit edilebilir.

Trombosit Yüksekliğinin Nedenleri Nelerdir?

Trombositoz durumu sağlıklı insanlarda gözlenebileceği gibi, bazı sağlık sorunlarının da habercisi olabilir. Buna göre aşağıdaki durumlarda tam kan sayımında trombosit miktarı yüksek saptanır:

  • Fizyolojik fazla üretim: Çeşitli genetik faktörlerin varlığı bazı bireylerde trombosit sayısını yükseltir.
  • Demir eksikliği: Demir miktarındaki azalma kemik iliğindeki kırmızı kan hücrelerinin sayısında azalmayla sonuçlandığından, üretimi hızlandırmak üzere artan hormonlar nedeniyle trombosit miktarı da artış gösterir.
  • Dalağın alınması: Çeşitli sebeplerle dalağı alınan kişilerde trombositlerin yıkımı yavaşlar ve miktarı artar.
  • Kanama: Vücutta aktif kanama varlığında kırmızı kan hücresi kaybı yaşandığından üretim hızlandırılır. Sonuçta trombosit miktarı da artar.
  • Kırmızı kan hücrelerinin yıkılması (hemoliz): Aynı aktif kanama gibi kırmızı kan hücrelerinin azalmasına paralel olarak trombosit sayısı artış gösterir.
  • Kronik hastalıklar: Bazı romatolojik temelli kronik hastalıklarda (iltihabi bağırsak hastalıkları, iltihaplı romatizma vs.) trombosit sayısında yükseklik saptanabilir.
  • Bazı kemik iliği kanserleri: Esansiyel trombositoz gibi kemik iliğinin bazı kanser türlerinde trombosit miktarı ciddi oranda artar.

Trombosit Yüksekliğinde Hangi Belirtiler Görülür?

Trombosit miktarındaki artış genelde herhangi bir klinik belirti veya şikayete yol açmaz. Sıklıkla rutin tam kan sayımı tetkiki sırasında tesadüfen saptanır. Bunun yanında altta yatan başka hastalıkların araştırılması esnasında da trombositoz görülebilir. Bunların dışında, ciddi miktarda artış gösteren trombosit sayısı aşağıdaki belirtilere yol açabilir:

  • Baş ağrısı
  • Görme bozukluğu
  • Halsizlik - yorgunluk
  • El ve ayaklarda şişlik, kızarıklık ve yanma hissi
  • Kaşıntı
  • Dalakta büyüklük
  • Kolay morarma ve kanama

Trombosit Düşüklüğü veya Yüksekliğinde Ne Yapılır?

Trombosit sayısındaki yükseliş veya düşüşlerde tedavi yönteminin planlanması, öncelikli olarak altta yatan hastalığın doğru bir şekilde teşhis edilmesine bağlıdır. Bu doğrultuda, uzman bir hekim tarafından ayrıntılı bir hastalık öyküsü alınarak detaylı bir fizik muayene yapılır.

Ardından gerekli görüldüğünde görüntüleme ve ek kan tetkiklerine başvurularak tanıya gidilir. Tedavi planlaması trombosit miktarı ile tanıda tespit edilen hastalığa bağlı değişkenlik gösterir.

Hafif trombositopeni tablosunda hekim ek bir tedaviyi gerekli görmeyip sadece takip önerebilir. Bunun dışında altta yatan sağlık sorunun giderilmesine yönelik tedavi planlanır.

Ancak daha şiddetli durumlarda, yaralanmaya neden olacak aktivitelerden uzak durulması, egzersiz ve spor yapılmaması, yaralanmayı önleyecek koruyucu ekipmanların kullanılması, yumuşak diş fırçasının tercih edilmesi, alkol tüketimine son verilmesi, trombosit fonksiyonlarını bozan ilaçların durdurulması gibi bazı yaşam tarzı değişiklikleri önerilir.

Bunun yanında gerekli görüldüğünde, trombosit ürünlerinin verilmesi veya trombosit yıkımını azaltmak üzere kortikosteroid veya immünglobin gibi ilaçların reçete edilmesi; bunun yanında fazla çalışan dalağın operasyonla alınması gibi tedavi yöntemleri gündeme gelir.

Trombositoz durumu için hastanın aktif şikayetinin varlığı ve altta yatan hastalığın tespiti oldukça önemlidir. Sıklıkla tedavisiz takip yoluna gidilse de, ciddi trombosit yüksekliklerinde ilaç tedavisi veya tromboferez adı verilen kandaki fazla trombositlerin alınması gibi yöntemlere başvurulabilir.

Tüm bunlar göz önüne alındığında, trombosit miktarınızda bir değişiklik saptandığında, uzman bir hekimin değerlendirmesi için en yakın sağlık kuruluşuna başvurabilirsiniz. Sağlıklı günler dileğiyle.

Sıkça Sorulan Sorular

Sıkça Sorulan Sorular

Trombosit sayısı genellikle mikrolitrede 150.000’in altına düştüğünde trombosit düşüklüğünden söz edilir. Ancak tehlike düzeyi yalnızca sayıya bağlı değildir; düşüşün hızı, kanama belirtileri, kişinin sağlık durumu ve kullandığı tedaviler de önemlidir. Trombosit sayısı 50.000’in altına indiğinde travma veya cerrahi işlemler sırasında kanama riski artabilir. 20.000’in altındaki değerlerde kendiliğinden kanama riski belirginleşir; 10.000’in altındaki değerler ise ciddi ve yaşamı tehdit edebilen kanamalar açısından acil değerlendirme gerektirir.
Trombosit değeri ne olursa olsun burun veya diş eti kanaması, idrarda ya da dışkıda kan, ciltte yaygın morarma, nokta biçiminde kırmızı döküntüler, şiddetli baş ağrısı veya durmayan kanama varsa gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

Trombosit bir kanser türü değildir. Kanın pıhtılaşmasına ve damar hasarının onarılmasına yardımcı olan hücresel bir yapıdır. Trombosit sayısının düşük ya da yüksek çıkması da tek başına kanser anlamına gelmez. Enfeksiyonlar, bağışıklık sistemi sorunları, karaciğer ve dalak hastalıkları, gebelik, besin eksiklikleri ve kemik iliğini etkileyen farklı durumlar trombosit değerinde değişikliğe neden olabilir.
Bazı kanserler veya kemik iliği hastalıkları trombosit üretimini azaltabilir ya da artırabilir. Ancak yalnızca trombosit sonucuna bakılarak kanser tanısı konulamaz. Tam kan sayımındaki diğer değerler, kişinin belirtileri, muayene bulguları ve gerekli görülen ileri tetkikler birlikte değerlendirilir.

Trombosit düşüklüğü bazı kişilerde B12 vitamini veya folat eksikliğiyle ilişkili olabilir. Bu vitaminler kemik iliğinde sağlıklı kan hücrelerinin üretilmesi için gereklidir. Eksiklikleri çoğunlukla yalnızca trombositleri değil, kırmızı ve beyaz kan hücrelerini de etkileyebilir. Bu nedenle izole trombosit düşüklüğünün tek nedeninin vitamin eksikliği olması yaygın değildir.
Trombosit düşüklüğünün vitamin eksikliğine bağlı olup olmadığı kan testleriyle değerlendirilmelidir. Ölçüm yapılmadan rastgele vitamin takviyesi kullanmak doğru değildir. Çünkü trombosit düşüklüğü enfeksiyon, bağışıklık sistemi hastalığı, karaciğer-dalak sorunları veya kemik iliğiyle ilgili farklı nedenlerden de kaynaklanabilir.

Trombosit düşüklüğü tek başına lösemi anlamına gelmez. Viral enfeksiyonlar, bağışıklık sisteminin trombositleri parçalaması, gebelik, karaciğer hastalıkları, dalak büyümesi, B12 veya folat eksikliği ve kemik iliği üretiminin baskılanması gibi birçok farklı neden trombosit sayısını azaltabilir.
Lösemi gibi kemik iliğini etkileyen hastalıklarda trombosit düşüklüğüne kansızlık, beyaz kan hücrelerinde değişiklik, tekrarlayan enfeksiyon, ateş, gece terlemesi, açıklanamayan kilo kaybı, kemik ağrısı, yaygın morarma veya kanama eşlik edebilir. Ancak bu belirtiler de tek başına tanı koydurmaz. Trombosit düşüklüğü kalıcıysa, giderek artıyorsa veya diğer kan değerlerinde de bozukluk varsa hematoloji değerlendirmesi gerekebilir.

Trombositi en hızlı yükselten yöntem, düşüklüğün nedenine ve şiddetine göre değişir. Besinlerle trombosit sayısını birkaç saat veya birkaç gün içinde güvenilir biçimde yükseltmek mümkün değildir. Çok düşük trombosit değeri, aktif kanama veya ciddi kanama riski bulunan kişilerde hastane ortamında trombosit desteği uygulanabilir. Bu karar yalnızca sayıya göre değil, kanama durumu ve genel klinik tabloya göre verilir.
Enfeksiyon, vitamin eksikliği, bağışıklık sistemi sorunu veya kemik iliği hastalığı gibi altta yatan nedenin tedavi edilmesi trombosit değerinin düzelmesini sağlayabilir. Kişinin kendi kendine bitkisel karışım veya takviye kullanması doğru değildir. Bazı ürünler kanın pıhtılaşmasını etkileyerek kanama riskini artırabilir.

Pekmezin trombosit sayısını doğrudan ve hızlı biçimde yükselttiğine dair yeterli bilimsel kanıt bulunmamaktadır. Pekmez enerji ve üretim şekline bağlı olarak bazı mineralleri içerebilir ancak trombosit düşüklüğünün tedavisi değildir. Özellikle B12 vitamini içerme ihtiyacı düşük olduğundan, bu vitamine bağlı bir eksikliği tek başına gidermesi beklenmez.
Trombosit düşüklüğü beslenme yetersizliğiyle ilişkiliyse dengeli beslenme iyileşme sürecini destekleyebilir. Bununla birlikte pekmezin şeker içeriği yüksektir. Diyabeti, insülin direnci veya kilo kontrolüyle ilgili sorunu olan kişiler porsiyon miktarına dikkat etmelidir.

Herhangi bir meyvenin trombosit sayısını tek başına ve hızlı şekilde yükselttiği kanıtlanmamıştır. Portakal, mandalina, kivi, çilek ve benzeri C vitamini içeren meyveler dengeli beslenmeye ve demir emilimine katkıda bulunabilir. Avokado gibi folat içeren meyveler de kan hücrelerinin normal üretimini destekleyen besin öğeleri sağlayabilir. Ancak bu etkiler, meyvelerin trombosit düşüklüğünü tedavi ettiği anlamına gelmez.
Trombosit değerini artırmak için yalnızca belirli meyvelere ağırlık vermek yerine yeterli protein, folat, B12 vitamini, demir ve diğer besin öğelerini içeren dengeli bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır. Trombosit düşüklüğünün nedeni belirlenmeden yapılan beslenme değişiklikleri tek başına yeterli olmayabilir. Değer çok düşükse veya kanama belirtileri varsa beslenmeyle yükselmesini beklemek yerine tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.

Teşekkürler

En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz. Sağlıklı günler dileriz!


Güncelleme
Güncel Versiyon
Yayınlanma Tarihi:
ozlem-unay-demirel

Doç. Dr.

Özlem Unay Demirel

Laboratuvar Hizmetleri

Bu içeriğin geliştirilmesinde  Medical Park Yayın Kurulu  katkı sağlamıştır. Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurunuz.

Teşekkürler! En kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz. Sağlıklı günler dileriz!

Makaleye Dön

Sayfa bağlantısı panoya kopyalandı!

Tamam